24/06/2017

Halkımıza ve kamuoyuna!

Bölgemiz Ortadoğu’da yaşanan yakıcı gelişmeler, Türkiye’ye demokratik uluslaşmayı ve demokratik cumhuriyet haline gelmeyi dayatmaktadır.

 

 

 

 

KCK yürütme Konseyi Başkanlığı
20.06.2011

Türkiye’de gerçekleşen 12 Haziran genel seçimlerinin ortaya çıkardığı sonuçlar, Kürt sorununun siyasi barışçıl çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından ön açıcı güçlü bir zemin yaratmıştır. Seçimlerde özellikle Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloku’nun bütün engellemelere rağmen elde ettiği yüksek başarı düzeyi, AKP’nin yüzde 50’ye yaklaşan oy oranı ve CHP’nin de seçim sürecinde verdiği bazı olumlu mesajlar, şayet doğru değerlendirilirse toplumsal bir uzlaşı konsensüsü yaratılarak Türkiye’nin yüz yüze bulunduğu sorunların demokratik anayasal çözümü açısından ciddi bir çıkış ve yeni bir sürecin başlangıcı olabilir.
Nitekim bu gerçeği gören birçok çevre, 12 Haziran seçimiyle oluşan yeni meclisin kurucu bir meclis olma rolünü oynayarak Türkiye’nin demokratik yapılanmasını sağlayacak olan yeni bir sivil demokratik anayasa yapması gerektiğini değerlendirmektedir. Anayasal çözüm sürecinin sağlıklı ilerletilmesi için mevcut çatışmalı ortamın kesin sona erdirilmesi, bütün kesimlerin eşit katılımını sağlayan demokratik bir tartışma zemininin oluşturulması gereklidir.
Bu koşulları ve toplumsal düzeyi göz önünde bulunduran Önder Abdullah Öcalan, 15 Haziran’da avukatları aracılığıyla yaptığı açıklamada, demokratik anayasal çözüm sürecinin her zamankinden daha güçlü koşullara ve zemine sahip olduğunu belirterek bu sürecin başladığını ilan etmiştir. Ancak bunun için çatışmalı sürecin sona erdirilmesini gerekli görmüş ve bu temelde ilgili güçlere çatışmasızlık sürecinin yaratılması çağrısında bulunmuştur. Aynı zamanda TBMM tarafından kalıcı barışın ve demokratik anayasal sürecin başarıyla ilerleyebilmesi için kendisine çağrı yapılarak rolünü oynayabilmesi için imkan yaratılmasını istemiştir.
Kuşkusuz Önder Abdullah Öcalan’ın değerlendirmeleri doğru ve talepleri yerindedir. Hareket olarak bu çağrıları dikkatle değerlendiriyor ve üzerimize düşen sorumlulukların gereğini yerine getirme kararını almış bulunuyoruz. Fakat halkımızın ve tüm kamuoyunun da bildiği gibi 1993’ten bu yana birçok kere gerçekleştirdiğimiz tek taraflı ateşkes ve barışçıl çabalarımız yeterli olmamış ve kalıcı bir sonucu ortaya çıkarmamıştır. Geçmişte, defalarca ateşkes veya tek taraflı eylemsizlik süreçleri ilan ettik. En son 13 Ağustos 2010 tarihinden itibaren ilan ettiğimiz eylemsizlik sürecini de 15 Haziran 2011’e kadar tek taraflı olarak sürdürdük. Bütün bu gelişmeler halkımızın ve kamuoyunun yakın bilgisi dahilindedir. Ancak şimdiye kadar tek yanlı çabalarımız, gerillanın üslenme alanlarına çekilmesi, Önder Abdullah Öcalan’ın içinde tutulduğu tecrit koşullarına rağmen sunduğu çözüm projeleri ve çok yoğun çaba harcaması demokratik çözüm sürecini geliştirmeye ve başarılı kılmaya yetmemiştir. Hükümet ve ordu, gerekli olumlu tutumu göstermediği için eylemsizlik süreçleri ve çeşitli kesimlerin de katkı sunduğu barışçıl çözüm çabaları sonuçsuz kalmıştır. Eğer, şimdi de Türkiye toplumu duyarlı yaklaşmaz, Türk devleti bugüne kadar yürüttüğü siyasetinde ısrar ederek,  ordu ve polis operasyonlarını durdurmazsa, Hareketimizin tek taraflı çabaları demokratik anayasal çözüm sürecini gerçekleştirmeye yeterli olmayacaktır.
Bu nedenle, çatışmasızlık sürecinin oluşması ve demokratik anayasal çözüm sürecinin gelişebilmesi için aşağıdaki iki hususun ertelenmeksizin yerine getirilmesini gerekli görmekteyiz:
1- TBMM yeni yasama dönemine başlarken Türkiye’nin en temel ve stratejik sorunu olan Kürt sorununu çözmek üzere, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a demokratik anayasal çözüm sürecinde rolünü oynaması için çağrı yapmalı ve buna uygun koşullar yaratmalıdır.
2- Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükümeti adına Başbakan veya benzer düzeyde devleti bağlayan bir yetkili tarafından Kürt sorununun çözümünde imha ve tasfiye değil, diyalog ve barışçıl yolların esas alınacağını, bu temelde polis ve asker operasyonlarının durdurulduğunu açıkça kamuoyuna deklare ederek sürecin gelişmesi için start vermelidir.
Devlet ve yeni görev alacak hükümet tarafından böylesine güven veren, açık bir adımın atılması halinde bu sorunun köklü çözüm yoluna gireceği ve giderek anayasal çözüm temelinde kalıcı barışın ve demokratik çözümün gelişeceği açıktır. Aksi takdirde, hiçbir somut adımın atılmadığı, güvence verilmediği ve sürekli tasfiye operasyonlarının dayatıldığı bir ortamda güçlerimizin tek taraflı ateşkes durumunu sürdürmesi mümkün olmayacaktır. Ciddi, kalıcı bir barışçıl sürecin gelişmesi, ancak çift taraflı bir ateşkes pozisyonuyla mümkün olabilir. Gelinen aşamada sonuç alıcı olmamasına rağmen, bir daha bizden tek taraflı fedakarlık beklemek, güçlerimiz imha sürecine tabii tutulduğu halde bizden bunu istemek, adaletli bir yaklaşım olmayacaktır. Bununla birlikte belirsizlik ve çözümsüzlük sürecinin uzun vadeli devam ettirilmesi de artık mümkün değildir. Kürt tarafı olarak bütün iyi niyet, çözümleyici tutum ve politikalarımıza rağmen, oyalama ve tasfiyenin dayatılması halinde doğacak sonuçlardan hükümetin ve devletin sorumlu olacağı açıktır. Tarihin bu önemli aşamasında mevcut olanaklara dayanan Kürdistan halkı, kendi alternatif çözümünü geliştirme gücüne ve iradesine sahip bir halktır. Bu açıdan devletin süreci doğru değerlendirmesi ve demokratik çözüm iradesini ortaya koyması, Türkiye’nin geleceği açısından büyük önem taşımaktadır. Şimdiye kadar Kürdistan üzerinde yürütülen inkar ve imha politikasının iflas ettiği açık bir gerçektir. Bu politikada ısrar etmenin, farklı üslup ve yollarla sürdürmenin hiçbir anlamı yoktur.
12 Haziran seçimlerinin ortaya çıkardığı en önemli sonuç, Kürdistan halkının barışçıl demokratik çözüm ve demokratik özerkliği onaylamasıdır. Buna tüm kesimlerin saygı duyması ve bu temelde çözüm perspektifini ele alması gerekmektedir. Tarihte ilk kez bu denli birliğini kurmuş ve demokratik çözüm iradesini ortaya koymuş Kürdistan halkı, Türkiye’nin sol, sosyalist ve demokratik çevreleriyle geliştirdiği dayanışma önemli bir düzeyi ortaya çıkarmıştır. Henüz tam yeterli olmasa da Demokratik Ulus ekseninde önemli bir adım olan Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloku’nun ortaya koyduğu Demokratik Cumhuriyet ve Demokratik Özerklik perspektifi bu seçimlerle Kürdistan halkı tarafından onaylanmıştır. Bu, Türkiye’nin geleceği açısından, ufuk açıcı, önemli ve yeni bir durumdur.
Bu gerçekliği, devlet ve demokratik toplum güçlerinin dikkate alarak sorunu ele alması çözüm sürecinin gelişmesi açısından önemli bir husustur. Bölgemiz Ortadoğu’da yaşanan yakıcı gelişmeler, Türkiye’ye demokratik uluslaşmayı ve demokratik cumhuriyet haline gelmeyi dayatmaktadır. Bu perspektiften yaklaşarak Kürt sorununu çözmek, Türkiye’yi ekonomik ve siyasi açıdan ileri bir aşamaya taşıyacağı açıktır. Kendi içinde halkların birliği ve kardeşliği temelinde toplumsal uzlaşmayı sağlamış, tüm kesimlerin katılımıyla, demokratik bir anayasa ile bunu perçinlemiş bir Türkiye, geleceğe güçlü bakan, bölgede demokrasi merkezi olmayı başaran, her bakımdan gelişmiş bir Türkiye olacaktır. Kürdistan halkının ve demokrasi güçlerinin ortak çabaları bunun koşullarını güçlü bir biçimde oluşturmuştur.
Halklarımızın demokrasi ve barış beklentileri temelinde, devlet ve hükümet, sürecin gelişmesi için gerekli olan adımları atarsa, çatışmanın olmadığı yeni ve tarihi bir barışçıl sürecin gelişmesi ve demokratik anayasal çözümün önünün açılması için, hareket olarak üzerimize düşeni yapma kararlılığında olduğumuzu belirtmek istiyoruz. Tüm halkımızı ve barıştan yana olan tüm demokratik çevreleri, tarihin bu kritik aşamasında duyarlı olmaya, kalıcı barışın sağlanması ve demokratik çözüm sürecinin gelişmesi için rolünü oynamaya çağırıyoruz.

Demokratik Anayasal Çözüm Gelişmezse Halkın Direnme Hakkı Vardır!

Başbakan bir çağrı yapabilir; “biz bu işin silahlarla çözülmeyeceğine inanıyoruz. Bu meseleyi demokratik anayasal yöntemlerle çözeceğiz” derse, bir haftada hallederiz.

Son Savunmam Ortadoğu'nun Kurtuluş Manifestosudur

Barış Konseyi'nin kurulması, atılması gereken ve atılacak en önemli somut adımdır. Barış Konseyi, mutlaka kurulmalıdır.

Önümüzde İki Yol Var: Demokratik Anayasal Çözüm ile Devrimci Halk Savaşı

AKP çözüme yanaşmıyor. Hükümet Kürtlere karşı çok acımasızca hukuku, kanunları devreye koyarak onları tasfiye etmeye çalışıyor.

2017 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[[email protected]]