23/09/2017

Bu Gelişmeler Karşısında Kürtler Kendi Pozisyonlarını Değerlendirmek Durumundadırlar

Biz aslında demokratik anayasal çözümle sonuca gitmeye çalıştık, yumuşak bir geçiş yapmak için elimizden geleni yaptık. Fakat karşımızda çözüm için muhatap bulamıyoruz

 

 


Abdullah Öcalan
27.04. 2011

 Seçimlerde SDP genel başkanı da aday olsaydı iyi olurdu. Yine HAK-PAR'dan da olsaydı iyi olurdu. HAK-PAR seçimden çekilerek demokrasi bloğu adaylarını destekleyeceklerini açıklamış. Bu olumlu bir yaklaşımdır, mesele sadece seçim değil, birlikte hareket edilmesi önemlidir. Demokrasi bloğu stratejiktir, sadece seçime dönük olmamalıdır.
 
Öyle anlaşılıyor ki bu siyasi ve askeri operasyonlar durmayacak. Hatta daha da büyük bir yönelime hazırlanıyorlar. Seçimden sonra bu operasyonları derinleştirebilirler. İki yönlü yapıyorlar. Hem kırda hem şehirde birlikte yürütüyorlar. Vekillere, siyasetçilere de yönelebilirler. Leyla Zanalara yaptıkları gibi yapabilirler. Kimsenin can güvenliği yok. Önemli bir sürecin içindeyiz. Yaklaşık üç yıldır burada görüşmeler yapıyorum, hatta YSK kararıyla aynı günde bir görüşmem de oldu. Son görüşme tam da YSK'nın kararını verdiği gün yapıldı, ilginçtir. Bu karar buradaki görüşmeleri sabote etmeye dönüktür. Daha önce de bu tür şeyler oldu. Bir seferinde de tam buraya benimle görüşmeye geldiklerinde Hakkari'deki 9 köylünün katledilmesi olayı yaşanmıştı. Onlar da ne olduğunu anlamamıştı, habersizdiler. Yine yaptığım bir başka görüşme de tam da bu KCK tutuklamalarının başladığı güne denk gelmişti.
 
Bu KCK operasyonlarının arkasındaki güç kimdir, karanlıktır. Bu hususların aydınlatılması siyaseten önemlidir. Hakikatleri araştırma komisyonunu biraz da bunları aydınlatmak için öneriyorum. Yine Hakkari'deki 9 köylünün öldürülmesi, YSK kararı gibi örnekler böyledir. Bir yandan benimle görüşüyorlar öte yandan hem askeri ve siyasi operasyonlar devam ediyor.  
 
Bir tasfiye politikası devrededir. Böyle düşünüyorum. Tasfiye derinleştiriliyor. Bir tasfiye politikası devrede, benim üzerimden bir oyalama geliştiriyor olabilirler. Ama ben net ifade ediyorum, ben halkımı oyalamayacağım. Bunu söylemek zorundayım. Zaten bunun işaretleri de çok net görülüyor. CIA başkanı gelip burada beş gün boşu boşuna kalmadı, en önemli gelişme budur. Öyle anlaşılıyor ki Türkiye ve Amerika gizli bir anlaşma yaptı. Bu anlaşmaya göre Amerika'nın Suriye, İran ve Libya politikalarını Türkiye alttan destekleyecek. Türkiye'nin Suriye ve İran politikası bu anlaşmayla değişmiştir. Daha önce Türkiye-İran-Suriye ittifakı almış başını gidiyordu, etkiliydiler. Türkiye sözde anti-emperyalistti. Beş altı yıldır sözde Amerika'ya karşı dik duruyorlardı, İsrail'le çatışıyor gibi görünüyorlardı. Fakat bu sadece bir görüntüden ibaretti. Bugün bu anlaşmayla Türkiye-İran-Suriye ittifakı dağılmıştır. Türkiye, Amerika'nın Suriye ve İran politikalarına destek verecek. Bunun karşılığında Türkiye, Kürtlere istediği gibi yönelecektir. Kürtler defalarca katliamdan geçirilse de Amerika'nın hiç umurunda olmaz, çıkarları için Kürtleri de herşeyi de feda ederler, Kürtlerin katledilmesi, binlercesinin ölmesi umurlarında değildir. Bu çerçevede hem askeri operasyonlar yoğunlaşıyor, yoğunlaşacak hem de Kürt siyasetçilerinin ileri gelenleri ve kadrolar hedeflenecek, etkisizleştirilmeye çalışılacak. Bu, tutuklamayla olur, başka biçimde olur.
 
Amerika üst düzey PKK'liler hakkında malvarlığını dondurma kararı vermiş. Bu arada da Türkiye Amerika'dan helikopter ihalesi aldı. Bizim malvarlığımız mı var, Amerika bilmiyor mu ki bunların malvarlıkları yok. Aslında çok ince yöntemleri var, bu onlara bir mesajdır. “Ben sizinle uğraşıyorum” mesajını veriyor, “sizin hakkınızda bir karar aldım” demiş oluyor.  Daha önce Karayılan, Duran Kalkan onları da listeye almışlardı. Amerika ve İngiltere'nin eskiden beri uyguladığı genel bir politikasıdır. Türkiye bunların oyunlarına gelmemelidir. Saddam'a aynısını yapmadılar mı, Saddam'ı Kuveyt'e saldırtmadılar mı, önce İran daha sonra Kuveyt batağına çekmediler mi? Önce Saddam'a “seni destekleyeceğiz” dediler, hem İran'a hem Kuveyt'e saldırttılar, sonra ne olduğunu hepimiz gördük. Bugün de aynısını Türkiye'ye yapıyorlar, Türkiye'yi Kürtlere saldırtıyorlar. Ama bunun sonuçları ağır olur, bu felaket getirir.
 
Talabani ve Barzani de tehlikelerin farkında olmalıdırlar. Onlar da bu oyunun içine alınıyorlar. Fakat şunu net bilmelidirler ki, PKK olmazsa onların ömrü sadece yirmi dört saattir. Eğer PKK'yi tasfiye ederlerse sıra onlara da gelir, onları yirmi dört saatte bitirirler. Talabani ve Barzani bu tehlikelere karşı ve Kürtlerin ortak çıkarı için Demokratik Ulusal Kongre'yi toplamalıdırlar. Amerika'nın Ortadoğu liderlerinin başına getirdiklerini görüyorlardır. Kaddafi'yi yanlarına çektiler, sırtını sıvazladılar, işte gittiğinde Elysse'de, Amerika'da çadır kurdurttular. Fakat şimdi onun da hali ortada. Yine Beşar Esad'ın durumu benzerdir. Onu da Türkiye'yle ilişkilendirdiler, İngiltere basınında Esma Esad'ı öne çıkardılar, pohpohladılar. Şimdi Esad'ın durumu içler acısı, Türkiye Amerika'yla anlaşarak Suriye'ye ilişkin politikalarını değiştiriyor. Yine Mübarek olayı biliniyor. Otuz yıl boyunca Amerika'nın has adamıydı. Fakat Amerika onu yirmidört saatte gözden çıkardı. Şimdi sözde bir hastanede tutuluyor. Ama aslında gözaltındadır ve bunun da arkasında İsrail vardır.
 
Ortadoğu'nun liderliklerinin akıbeti budur. Erdoğan bunu bilmelidir. İşte şimdi ABD ile anlaşarak alt-emperyalist ülke havasına girdiler, son zamanlarda “bölgede büyük-güçlü-etkili-model devletiz” diyorlar! Tarihten de mi ders almıyorlar? Amerika ve İngiltere'nin bugün uyguladığı politikaların tarihte de örnekleri var. İngilizler Yunanlıları da bu şekilde kullandılar, kendi politikaları için Anadolu'ya sürdüler. Sonuç tüm Rumların Anadolu'dan tasfiyesi oldu. Yunanlıları önce yanına çekti daha sonra batağa sürükledi, Yunanlıları kurban etmiş oldu. Yine 1925'te Şeyh Sait olayında Kürtleri yanına çekiyormuş gibi bir görüntü oluşturdu, daha sonra Musul-Kerkük karşılığında Kürtlerin kurban edilmesine onay verdi. Ve Kürt katliamları, jenosidi ondan sonra başladı. Kürtler hakkında soykırım kararı 1925'de alınmıştır. Bu politikaların İkinci Dünya Savaşı sıralarında da örnekleri var. Türkiye'yi 2. Dünya Savaşı ve sonrasında yanlarına çekmek karşılığında Hatay'a onay verdiler. Daha sonra Menderes biraz çizgileri dışına çıktığında tasfiye ettiler. Özal da iyi niyetlice, kendince bir çözüm geliştirmek isterken onu da götürdüler. Ecevit'i de tarumar ettiler. 2002'de bir şeyler olacaktı ama pişmanlık yasasıyla birlikte boşa çıktı. 2002'den beridir AKP süreci var, tasfiye politikasını uygulamaya koydular, PKK'yi bölme, parçalama yoluna gittiler, işte 2004'te bu Osmanlar-Botanlar alçak bir şekilde yanlarına kadınları-kızları da alarak gittiler.
 
Bize karşı ABD ve İngiltere'nin Türkiye'yle anlaşma örnekleri daha önce de vardı. 92'de Doğan Güreş İngiltere'ye gidip anlaşmaya vardıktan sonra dönüşte “yeşil ışık aldık” demişti. Hatta bunu bir gazeteci kitabında da yazmıştı, Doğan Güreş'in gidip İngiltere'de yeşil ışık aldığını belirtmişti. Bundan sonra Kürtlere yönelik çok acımasız yönelimler geliştirdiler. İnsanları vahşice öldürdüler, binlerce faili meçhul yaşandı. Erdoğan farkında değil, iktidar insanı sarhoş eder. Çiller'i biliyorsunuz, nasıl korkunç hale geldiğini. Bugün yaşanan da budur. CIA Başkanı buraya gelip anlaşma yapmıştır. Fakat söylediğim gibi bu tehlikelidir, bu politikalarla hareket ederse Erdoğan'ın sonu daha beter olur. Buradan uyarıyorum, bu sorumluluğu kabul etmeyeceğim, bundan sonra gelişeceklerin sorumluluğu bana ait değildir. 2002'de AKP iktidarı başladıktan sonra ordudaki, benim JİTEM dediğim GLADİO güçlerinin iki-üç sefer darbe teşebbüsünde bulundukları şimdi anlaşılıyor, fakat başarılı olamıyorlar. 5 Kasım 2007 tarihinde Bush-Erdoğan zirvesinden sonra ABD açıkça desteğini ordudan çekip AKP'yi desteklemeye başlamıştır. Aslında Ergenekon davasıyla da yapılan budur.  Ben bu generaller için “satılmış” demiştim, daha sonra Veli Küçük de 5 Kasım Erdoğan-Bush görüşmesini kastederek “biz o gün satıldık” demişti. Aslında başlarına geleni iyi anlamıştı.
 
Askeri ve siyasi operasyonlarla BDP ve PKK tasfiye edilmeye çalışılıyor yerine bazı işbirlikçi Kürtlerle görüşüp sahte bir Kürt oluşumu yaratmaya, alternatif bir Kürt partisi oluşturulmaya çalışılıyor.  Aslında bunlardan Kürt partisi de olmaz, Kürtler bunların partisini kabul etmez. Bunları Kürtlerin üzerine sürüyorlar. Altında başka şeyler, planlar var.  Bunlardan Kürt partisi falan da olmaz, başaramazlar, bir alternatif olamazlar. Kürtler şu anda ateş topu olmuşlar, her gün cinayet, tutuklamalarla karşı karşıyadırlar. Bunlar akıllarını başlarına alsınlar, ateş topuna dönmüş Kürtlere yaklaşmasınlar. Uzak dursunlar Kürtlerden. Diğer partilerden aday olan Kürtler de bunu böyle bilmeli, onlar da bunların farkında olmalı, kendilerini bu politikalara alet etmemeli, kullandırtmamalıdırlar.
 
İşte Kürt siyasetini de “şahinler güvercinler” diye ayırmak istediler.  Ortada derin bir tasfiye politikası var. Aslında bu tasfiye çok önceden başlamıştı. Ben 2006'da da Kürt politikacıları uyarmıştım, beni anlayamadılar. O dönemki görüşmeler kafama  çok yatmamıştı aslında ama karışmadım, onayladım. Bazı Kürt siyasetçilerin iyiniyetle yaptığı görüşmeler sonuçsuz kaldı. Anlamıyorlar, dürüstler ama kandırılabiliyorlar. O dönem MHP ile yapılan tokalaşma sahneleri de yumuşatma yaklaşımları da bunun bir parçasıydı. Avrupa'da o dönemde yapılan görüşmeler de bununla bağlantılıydı. O dönemdeki diyaloglar konusunda ikna olmamıştım, temkinli yaklaşmıştım ama bir şans tanımak adına onaylamıştım. Fakat daha sonra işte DTP'yi de kapattılar, bilinen  yönelimler oldu. İyiniyetliydiler ama bunların farkında değildiler. Bu süreçten onları zor kurtardık. Geçmişte JİTEM eliyle yaptıkları tasfiyeciliği şimdi o polis akademisi çevresinde geliştiriyorlar. Bunlar geçmişteki CHP diktatoryasından yirmi kat daha tehlikelidirler, daha beterdirler. Bunlar Kürt politikacılara daha da yönelebilirler. Onların çevresini, yanındakileri, ailelerini alabilirler, zaten alıyorlar. Bu durum görülmelidir. Bu kadar tutuklamalar var. Cayır cayır tasfiye ediyorlar. Siyaset kurumu ne yapıyor? Bu kadar tutuklama, KCK tutukluları var. Bu tutuklular serbest bırakılıncaya kadar daha etkili bir pratik ve politikanın sahibi olabilirler. Diyarbakır, çocuklarına, KCK tutuklularına sahip çıkmalıdır, “bunlar bırakılmıyorsa biz de tutum alıyoruz” diyebilirler. Tek başına bunun için bile sonuç alıncaya kadar çok şey yapılabilinir, siyasetçiler bunu bile başaramıyorlar.
 
Aslında İsmail Beşikçi doğru söylüyordu; “Öcalan'ın tutukluluk koşullarında müzakere yürütmesi doğru değil” demişti ama bu süreci götürecek kimse olmadığı için ben bu sorumluluğu üstlenmek zorunda kaldım. Benden başka kimse var mı, kim yapacak! Ben halkımıza teşekkür ediyorum, beni bu noktaya onlar getirdiler. Halk arkamda durdu, halkla aramda özel bir bağ var. Kürt siyaseti de Sayın Öcalan dedi, muhatap gösterdi, teşekkür ediyorum ama benim burada koşullarım çok sınırlı. Görülüyor elim-kolum bağlı. Daha önce “dar bir koridordayım, kıpırdayamıyorum, hareket alanım kısıtlı” demiştim. Benim tek yapabildiğim buraya gelen heyetle görüşmeleri sürdürmek. Bunu da bir umut ışığını değerlendirmek için yapıyorum. Ama öyle anlaşılıyor ki bunlar inisiyatifli değil, AKP'ye belirlediğimiz çözümü kabul ettiremiyorlar, ikna edemiyorlar. Anladığım kadarıyla ne orduya ne AKP'ye burada belirlediğimiz çözümü kabul ettirebiliyorlar. Bu KCK tutuklamalarından, operasyonlardan onlar da rahatsız olduklarını, yanlış olduğunu söylüyorlardı. Heyetin yetki düzeyi düşüktür, yükseltilmesi gerekir. 15 Haziran'a kadar bir ya da iki görüşme yapma ihtimali var. Bu görüşmelerden sonra artık durum netleşecektir. Ben yol haritasındakilerden daha somut-pratik bazı öneriler içeren kısa metinler hazırlayacağım.Fakat daha farklı, daha somut, net yapılması gereken şeyler var. Bunlar da yapılmazsa zaten yapacak bir şey kalmaz. Bu durum 15 Haziran'a kadar netleşecek, herşey bu tarihte belli olacak.   
 
Savunmamın 5. cildi henüz AHİM'e verilmemiş. Bu da gösteriyor ki içeriğinde yaptığım değerlendirmelerden rahatsız olmuşlar. Bu nedenle vermemeleri anlaşılıyor. Ben bu savunmamın ismini bu duruma uygun şekilde “Soykırım Kıskacında Kürtler” olarak koyacaktım. Sonrasında değiştirerek “Demokratik Ulus Çözümü” yaptım.
 
Türkiye kamuoyuna sesleniyorum. Türkiye kamuoyu bilsin ki bu bir oyundur. Amerika kendi çıkarları için herkesi satar. Amerika'yla yapılan bu anlaşma çözüm getirmez, felaket getirir. Ben bu durumun sorumluluğunu üstlenmiyorum. Biz aslında demokratik anayasal çözümle sonuca gitmeye çalıştık, yumuşak bir geçiş yapmak için elimizden geleni yaptık. Fakat karşımızda çözüm için muhatap bulamıyoruz. Demokratik anayasal çözüm çabamıza askeri-siyasi operasyonlarla, tasfiyeyle cevap veriliyor.
 
Ben burada Kürtlerin onurunu temsil ediyorum ve ölünceye kadar da bunu çiğnetmem. Bu gelişmeler karşısında Kürtler de kendi pozisyonlarını değerlendirmek durumundadırlar. Kürtler bu özgürlük davasından vazgeçmezler. Bu ateşkes meselesi de yanlış anlaşılıyor. Ben biraz bu sürece şans vermek için gerillanın karakol baskını, sabotaj türü eylemlere girmemesini önermiştim, gerilla buna uydu. Buna karşı bir dönem operasyonlar azaldı. Ama bu gerillanın kendisini imha ettireceği anlamına gelmez. Kendilerini iyi korumaları, çatışmadan kaçınmaları gerekiyordu,  üzerlerine gelindiği taktirde de kendilerini her türlü savunmaları gerekir. Sana saldırılırsa tabi ki kendini koruyacaksın, cevap vereceksin, bunu defalarca söyledim. Sadece süreci biraz daha sağlıklı götürmek adına bazı önerilerim vardı. Bu Kandil'de kendini yakan dört gerillanın yaptığı da doğru anlaşılmalıdır. Bu sürecin tıkandığını gördükleri için, bu tutumlara tepkilerinden kendilerini yaktılar. Bununla yönetime bir mesaj verdiler. Bunlar büyük direnişlerdir, tarihidir, hepsini saygıyla anıyorum. Mustafa Malçok meselesi de aynı şekildedir. O da Diyarbakır'a duyduğu öfkeden dolayı bunu yapmıştır. Suyun kenarına gidiyor ve bir de mektup bırakıyor galiba. Ve öyle bir yumruğu havada cayır cayır yanıyor ve üstelik yanma halindeyken bile kendisini suya atmıyor. Bu ne büyük bir iradedir. Bu tarihi bir eylemdir. Büyük bağlılığın ifadesidir, kahramancadır. Bu eylemlerin yüklediği sorumluluğun bilincinde olunmalıdır.
 
Ben burada gerillaya da sesleniyorum. Kendi öz savunmalarını kendileri yapsınlar. Yirmidört saat gerillacılık yapacaklar. Gerilla yirmidört saat gerilladır. Her an uyanık ve tetikte olmaları gerekiyor.
 
Şimdi bu durumu halk, BDP, DTK, Kandil oturup değerlendirmek durumunda. Kendi kararlarını almak durumundalar, kendi kararlarını almalıdırlar. Söylediğim gibi yirmi yıldır herşey benim omuzlarıma yıkılıyor. Yeter artık beni bu kadar zorladıkları. Burada yapacaklarım sınırlı, koşullarım zor, uygun değil. Ne yapacaklarsa kendileri bilir, büyük ihtimalle çözüm gelişmeyecek, tasfiye geliştiriliyor. Onlar da hazırlıklarını buna göre yapacaklardır. Onları bu davaya ben çağırmadım,  vazgeçin de demem. Ben bırakın desem bile özgürlüğüne, onuruna düşkün Kürt halkı bu özgürlük mücadelesini bırakmaz. Ama “gücümüz yetmiyor, biz Ermeniler gibi soykırıma uğramaktan, katledilmekten korkuyoruz diyorsanız”, ona da saygı duyarım. Eğer “bu mücadeleyi sürdüreceğiz” diyorsanız da gereğini yapın, öyle konuşmakla olmuyor. Kendinize güveniyorsanız işte Yemen'deki, Tunus'taki örnekleri görüyorsunuz, ben sizi tutmam. Bazı yerlerde sonuç aldılar. İşte Tunus'ta biri kendini yaktı, onun üzerine üç gün ayaklandılar.  İşte 15 Şubat'ta kendini yakanlar var. Yapabiliyorsanız onlara layık olun. Dağdan da bir şey beklemeyin. Göze alabiliyorsanız gereğini yaparsınız. Biz bu diyalog sürecine şans verme adına 15 Haziran'a kadar biraz bekleyip görelim dedik. Ama şimdi yaşananlar ortada. Kendi kararlarını kendileri vermelidirler. Gücünüz yetiyorsa hazırlığınızı yaparsınız,  demokratik özerkliği kurar, hayata geçirirsiniz.
 
Suriye'ye ilişkin şunları söyleyebilirim. Esad'ın durumu da söylediğim gibidir. Amerika önce onu da yanına çekti, fakat şimdi kritik noktadadır. Ya Zeynel Abidin gibi teslim olacak ya bir çözüm yolu açacak ya da zorla tasfiye edilecek, o zaman her şeyini kaybeder, ailesi de gider. Suriye'de Kürtlerin birlikte hareket etmesi gerekiyor.  
 
Bütün emek, özgürlük ve demokrasi adaylarına başarılar diliyorum, selamlarımı iletiyorum. Ertuğrul Kürkçüler de rollerini iyi oynamalılar. Şerafettin Elçi'ye de selamlarımı iletiyorum. Süreç önemlidir onların da sorumlulukları var. Başarılar diliyorum hepsine.
Van'daki halkımızın, gençlik ve kadınlara selamlarımı iletiyorum. Van önemlidir. Başarılar diliyorum. Kadınlara ilişkin de bir iki şey söylemek istiyorum. Bakırköy ve Adana Kadın cezaevlerinden gelen mektuplar var. Mektuplarındaki derinleşme düzeyini çok olumlu buluyorum. Kadın gelişme ve derinleşme düzeyleri beni umutlandırdı. Bu arkadaşlar hem birbirleriyle hem de bütün cezaevlerindeki kadın arkadaşlarıyla mektuplaşarak bu görüşlerini paylaşabilir, daha da geliştirebilirler. Bir de Erzurum cezaevinde ağır hasta olan Mehmet Aras'a selamlarımı iletiyorum. Bismil'de hayatını kaybeden İbrahim Oruç'un ailesine sabır ve başsağlığı diliyorum. Iğdır ve Doğubeyazıt halkımıza da selamlarımı iletiyorum.

Demokratik Anayasal Çözüm Gelişmezse Halkın Direnme Hakkı Vardır!

Başbakan bir çağrı yapabilir; “biz bu işin silahlarla çözülmeyeceğine inanıyoruz. Bu meseleyi demokratik anayasal yöntemlerle çözeceğiz” derse, bir haftada hallederiz.

Son Savunmam Ortadoğu'nun Kurtuluş Manifestosudur

Barış Konseyi'nin kurulması, atılması gereken ve atılacak en önemli somut adımdır. Barış Konseyi, mutlaka kurulmalıdır.

Önümüzde İki Yol Var: Demokratik Anayasal Çözüm ile Devrimci Halk Savaşı

AKP çözüme yanaşmıyor. Hükümet Kürtlere karşı çok acımasızca hukuku, kanunları devreye koyarak onları tasfiye etmeye çalışıyor.

2017 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[[email protected]]