23/09/2017

Türkiye'de Kürt Sorununun Çözümü, Diğer ülkelerde de Kürtlerin Statüsünün Değişmesi Demektir. Bu İnançla Bütün Halkımızın Newrozunu Kutluyorum

Diyalog ve müzakere yöntemine şans veriyoruz.

 

 

 

 

 

 

Abdullah Öcalan
18 Mart 2011

Gözlerimdeki yaşarma sorunu devam ediyor. Yoğun bir şekilde yaşarıyor. Çok önemli bir sorun  değil, geçen yıl da tekrarlanmıştı. Doktorlar damla verdiler, kullanıyorum, göz nezlesi olabilir.
 
Dört gerillanın kendini yaktığını duydum. Bu tarz eylemler onurlu eylemlerdir. İşte Mustafa Malçok ve Müslüm Doğan yoldaşlara ilişkin de daha önce söylemiştim. Yine son olarak bu dört genç yoldaşla birlikte toplam altı kişi oldu. Bu eylemlerin anlamı büyüktür, sahip çıkılmalı, anılarına cevap verilmelidir. Büyük, saygın eylemliliklerdir ama buna gerek yoktur. Ama ben yine söyleyeyim kimse benim için kendini yakmasın. Bu tarz eylemler zorlayıcıdır.
 
Seçimlere ilişkin olarak ise bize ilişkin konular kadar dışımızdaki sol, demokrat, dini azınlıklar gibi çevreler hakkındaki gelişmeleri tartışmak gerekir. Bu konuların önemle üzerinde durulması gerekiyor. Benim burada en büyük çabalarımdan biri de sol tasfiyeyi de önleme çabasıdır. Burada  yaptığım görüşmelerde de bu konuları tartışıyorum. Zaten bu konularda görüşlerimi bir süredir dile de getiriyorum. Yine vurgulamak istiyorum, bizim demokratik ulus bloğu çabamız stratejiktir. Öyle kısa vadeli hesaplara dayanmıyor. Bu stratejik yaklaşıma paralel olarak sol demokrat diğer çevreler seçimlerde aday gösterilebilir ve bu çevrelerin adayları BDP tarafından desteklenebilir. Bizim buradaki amacımız sadece kendilerini destekleme temelindedir. Bu demokratik ulus bloğu geliştirilirse Türkiye'de Kürt sorunu başta olmak üzere birçok temel meselenin demokratik anayasal çözümünün önü de açılacaktır. Biz sorunlara bu temelde yaklaşıyoruz, seçim endeksli yaklaşmıyoruz. Bu çevreler de bu şekilde yaklaşmalıdırlar. Sol 1920'lerde tasfiye edilmeye çalışıldı. Bizim bugünkü çabamız, solun bu tarihsel tasfiye girişimini engellemek, bunları boşa çıkarmaktır. Bu çevreler de bunları anlamalıdır. Burada geliştirmeye çalıştığımız demokratik ulus ittifakıdır. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra tasfiye edilmek istenen Kürtler, sol demokratlar, dini azınlıkları demokratik ulus ittifakı etrafında bir araya getirmeye çalışıyoruz. Bu ittifak sağlanırsa demokratik anayasa temelinde çözüm sürecine katkı sunulacaktır. Bu demokratik ulus ittifakı ayrı, demokratik toplum kongresi ayrıdır. Demokratik Toplum Kongresi, Kürtlerin demokratik örgütlenmesini ifade ederken diğeri bütün Türkiye'nin demokratik ulus ittifakıdır. Bu konuları zaten savunmalarımda da işledim. Yani biz bu çevrelerin seçimde aday gösterilmesini bu anlayış üzerinden geliştirmeye çalışıyoruz.
 
Ayrıca kimi Kürt çevreleriyle görüşmeler de yapılabilir bu tartışmalar yapılırken salt adaylıklar üzerinden tartışma yürütülmemelidir. Türkiye'de önemli olan Kürtlerin statüsüdür. Kürt statüsü üzerinden bu tartışmalar yapılmalıdır. Bu çerçevede bu çevreler birliğe gelmezlerse kendi kendilerini tecrit etmiş olurlar. Her söylediğimizi her eleştiriyi dayatma, hegemonya çabası olarak anlıyorlar, bu da öyle anlaşılmasın. Önemli olan Kürtlerin bir statüye kavuşturulmasıdır. Bütün tartışmalar buna göre yürütülmelidir.
 
Öyle anlaşılıyor ki yeni seçmenlerin büyük bir bölümü Kürdistan’da BDP'ye oy veriyor, genel olarak bölgede BDP oylarını arttırıyor, Batı illerinde ise BDP'nin oyları yerinde sayıyor. Bunun nedeni de Batı'nın boş bırakılmasıdır, boş bırakılıyor, gerekli önem verilmiyor. Halbu ki Batı'da iyi çalışmalar yapılsaydı bugüne kadar önemli gelişmeler sağlanabilirdi.
 
Yine seçimlere ilişkin şu hususu belirtmek isterim; BDP tarafından bazı milletvekillerine yeni dönemde görev verilmeyebilir, milletvekili olarak bu güne kadar yapmış oldukları hizmetler yeterli görülebilir. Bu durumda olan milletvekilleri herhangi bir alınganlık içine girmemelidirler. Bu değişimi bir görev değişikliği ya da devri olarak görmelidirler. Halkımıza hizmet her alanda esastır. Dolayısıyla yeni dönemde milletvekili olamayacaklar kırılmadan, kendilerinin hiçe sayıldığı hissine kapılmadan başka görevler alabilirler. Bu yaklaşım en doğru yaklaşımdır.
 
Bu seçimlerde BDP oylarına sahip çıkmalıdır. AKP ve CHP de oylarına sahip çıkacakları yönünde açıklama yaptılar. BDP'liler mesela paralel sandık sistemi geliştirebilirler. Oyunu BDP'ye kullanan her seçmen oyunu kullandıktan sonra BDP'nin uygun yerlerde kendi oluşturduğu sandıklara da giderek oraya da oy kullanabilir. Ya da bu sistemi uygulamak zor gelirse, onun yerine her oy kullanan seçmen, BDP görevlilerinin yanına gidip BDP'ye oy verdiğini göstermek için BDP'nin hazırladığı kâğıtlara imza atabilirler. Kısacası kendi oylarını böylece karşılaştırıp seçim hilelerinin önüne geçebilirler. Kendi oylarına sahip çıkmak için paralel sandık sistemi ya da daha pratik benzer önlemler üzerine çalışabilirler.
 
Ayrıca bugünden itibaren herkes kendi seçmen kütüğünü incelemeli. Seçmen kütüklerine kaydı olmayanlar mutlaka kayıtlarını yaptırmalıdırlar. Bu konuda bütün önlemler şimdiden alınmalıdır. Önemsenmesi gereken bir konudur.
 
İçinde bulunduğumuz süreç hassas ve kırılgandır,   burada yapılan görüşmeler tarihi önemdedir. Ben önemsiyorum. İlk günden bugüne kadar bir düzeye getirdiğimizi de belirtebilirim. Görüşenlerin yaklaşımlarının ciddi olduğunu düşünüyorum. Bu görüşmelerde bulunanlar devletin önemli ve ciddi kurumlarının temsilcileridirler.
 
Bugünlere nasıl geldik? Bunun tarihsel arka planı var. İlk olarak Uluslar arası güçlerin, NATO' nun PKK'ye müdahalesi 15 Ağustos atılımından sonra 1985'ten itibaren uygulamaya konuldu. Tabi bunu NATO'yla birlikte yaptılar, bilindiği gibi o dönem NATO'nun 5. maddesini de tartışıyorlardı. 1985-1990 arası Özal iktidardadır. 1990'a kadar Özal, bize karşı en sert tedbirler geliştirir, özel savaşı tırmandırır, özel savaşın en önemli temsilciliğini yapar. Fakat bunun sonuç vermeyeceğini görür ve tavrını değiştirir. Çözüm için bazı girişimleri de olur. Ve bu girişimini hayatıyla öder, bunun ardından bilinen 1993 Güreş-Çiler darbesi gelişir. Güreş-Çiler darbesi bu dönemdeki demokratik çözüm arayışlarına karşılık yapılmıştır. Bu darbeyle birlikte bilinen karanlık dönem yaşandı. Bu karanlık dönemde bize karşı mücadele yöntemleri değiştirildi. Daha sonra Karadayı-Kıvrıkoğlu ekibi bu yöntemleri tasvip etmedi, Çiler-Güreş'in mücadele anlayışıyla, Karadayı-Kıvrıkoğlu dönemlerinde mücadele edilir,  bilinen iç çekişmeleri yaşanır. Ancak bu dönemdeki karşıtlık veya çekişmeler Kürt sorunun çözümü için değil, daha çok mücadele yöntemlerine ilişkindir, kısmen daha yumuşak yöntemlerle bu tasfiye ve sınırlandırma politikasını devam ettirirler. Bu çatışmalı-çekişmeli dönem beraberinde Erbakan ve 28 Şubat sürecini getirdi. Erbakan dönemi çözüm arayışları ve buna karşı geliştirilen girişimler biliniyor. Bu dönem askerlerin ve siyasetçilerin çözüm arayışlarının olduğu dönemdir. Bu çözüm girişimlerinden o dönem uluslararası güçler de rahatsız oldu. Ve çözümsüzlüğü derinleştirmek için müdahale ettiler. Ecevit döneminde de benzer şeyler yaşandı.  Daha sonra AKP iktidara geldi. AKP benim esaret koşullarımın etkisiyle ve KDP ile YNK'nin de etkisiyle bizim çözüleceğimiz beklentisine kapıldı. Bunun beraberinde Osmanların Botanların bilinen tasfiyeci girişimi oldu. Bu dönemde AKP'nin beklentisi hareketimizin parçalanarak tasfiye olacağı yönündeydi. Bu beklentiyle bir süre kaçanları yanlarında tuttular, “belki kullanırız” diye. O dönem bizim de yoğun çabalarımızla bu tasfiyenin önüne geçildi. AKP'nin 2002-2005 arası bu gelişmeler paralelinde beklentisi parçalanacağımız, biteceğimiz yönündeydi. AKP 2004'te bizden ayrılanlarla ve diğer kesimlerle yapay bir Kürt oluşumu yaratmaya çalıştı. Bütün bu yaşananlara karşı bizim çağrımızla 2005'teki hamle başlatıldı. Bu hamle kararımızdan sonra  tasfiye politikasının tutmayacağı anlaşılınca 2006'da kimi bize yakın isimlerle görüştüler. Onlar üzerinden bilinen süreç başlatıldı.  Tabi sonradan fazla onaylamamakla birlikte, istemeden de olsa bu sürece dahil oldum. 2009'dan bugüne kadar  yaptığımız görüşmeler aslında 2006 girişiminin sonuçları üzerinden gelişti. 2009'dan beri devam bir süreç var. Bu süreç 2010'un sonlarında ciddi bir şekilde tıkandı. Buna rağmen Newroz öncesine kadar bekleyeceğimizi belirtik. 2009'da başlayan KCK operasyonlarıyla birlikte legal Kürt siyasetinin tasfiye süreci başlatıldı. İki binin üzerinde Kürt siyasetçi cezaevlerine konuldu. Burada devreye konulmak istenen ve günümüzde de geçerliliğini koruyan plan, gerillayı Kandil'e hapsedip diğer taraftan legal Kürt siyasetini tasfiye edip onurlu Kürtleri cezaevine göndermek ve kendi yarattığı, kendine bağımlı Kürtleri boşalttığı bu legal sahaya sürme planıdır. AKP'nin tasfiye planı budur. KCK operasyonları buradaki görüşmelere rağmen yapıldı. AKP'nin bundaki amacı bu tutuklananlara rehine muamelesi yapmaktır. Aslında bununla “işbirlikçi Kürt olursanız sizi bırakırız” demek istiyorlar. KCK davasından yargılananlar bunu böyle bilmelidirler. Yine AKP, Hizbullah ve Hamas tarzıyla KCK operasyonlarıyla boşalan legal alanı doldurmaya çalışıyor. Hizbullah mı Hamas mı? Buna çok karar veremedi. Hizbullah İran'a dayandığı için bunu Hamas tarzında geliştirmeye çalışıyorlar. Daha iyi anlaşılması için FKÖ örneği verilebilir. Bizi bir nevi FKÖ konumuna getirip bizim karşımızda Hamas'ı -daha önce bunu Kürt Hamas'ı olarak tanımlamıştım- Kürt Hamas'ını yaratmaya çalışıyorlar. Bu, bir parti şeklinde olmayabilir, sivil toplum şeklinde de bu boşluğu doldurabilirler. AKP niye son dönemlerde kendine aydınım diyen kimi Kürt çevrelerinden medet umuyor, bunlarla görüşüyor? İşte kimilerini Türkiye'ye davet ediyor, bunu da açıktan yapıyor. Türkiye'deki onurlu Kürtleri tasfiye edeceksin, diğer taraftan bu kişilere Türkiye'ye dön çağrısı yapacaksın! Bu değerlendirmeleri yaparken, bu tehlikeli politikalara işaret ederken beni tehdit odağı olarak gösteriyorlar! Diğer taraftan “Kürt aydını” diye yansıtılan bu kişiler  direkt AKP ile bağlantılıdır. Alttan alta bu kesimler örgütlendirilmeye çalışılıyor. Bunlar, bu kesimler “Apo, PKK bizi kendi vesayetine almaya çalışıyor” diyorlar. Ben de şunu diyorum, “bizi vesayetiniz altına alın deseler” bile kabul etmeyiz. Bir de diyorlar ki “bütün Kürtler sizin gibi düşünmüyor, bunlar da Kürt değil mi?” Bu kesimler de “biz farklı Kürtleriz, farklı Kürt çevreleriyiz” diyorlar, “bunu kabul edin” diyorlar bize. Doğrudur onlar da Kürttür. Bizim öyle bir sorunumuz da yok. Evet bunlar farklı Kürtlerdir, ancak bunlar işbirlikçi Kürtlerdir. Bizi karalıyorlar durmadan. Bugüne kadar yaptığım herşeyi şeffaf bir şekilde yaptım. 1993'ten bugüne 18 yıldır Kürt sorununun demokratik çözümünü geliştirmek için birçok görüşme yaptım, hala da yapıyorum. Yaptığım görüşmeler açıktır. Hiçbir gizli saklımız yok. Geçmişte olanları da günümüzde olan görüşmeleri de kamuoyuyla, Kürtlerle hep paylaştım. Yaptığım her görüşmeyi PKK'yle, kamuoyuyla, Kürtlerle paylaştım. Aslında bu görüşmeleri açıkladığımız için dönem dönem hedef de alındık. Buna rağmen halklara duyduğumuz sorumluluk gereği açıklığımızdan şeffaflığımızdan taviz vermedik. Peki bu aydınım diyen Kürtler AKP ile ne görüştü, kapalı kapılar arkasında neyin pazarlığını yaptılar? Bunları niye çıkıp kamuoyuyla paylaşmıyorlar? Yoksa çekindikleri hususlar olduğu için mi açıklamıyorlar! Son beş yıla kadar bu politikalarında kısmen tahribat yarattılar ama başarılı olamadılar. Bizi 30 yıldır tasfiye etmeye çalışıyorlar. Bu Kürtler 30 yıldır bizim tasfiyemizi bekliyor. Her yıl “bekleyin, tasfiye olacaklar, parçalanacaklar” diyorlar. Onlar da her yıl bizim tasfiye olacağımız ümidiyle köşelerinde bekliyorlar, parçalansınlar da bize iş düşsün diyorlar. Ama işte durum ortada! Hiçbir güç bizi parçalayamadı, tasfiye edemedi. Niye tasfiye edilemedik? Bundan da mı ders çıkaramıyorlar? Bizi tasfiye edebilselerdi bu kendi Kürtlerine federasyonu da savunabilecek bir parti kurdururlardı, böylesi bir partiye yaşam şansı verirlerdi. Ancak bu partiler son derece küçük, sınırlı  partiler olarak tutulacaktı. Kürt halkının kaderini de böylesi marjinal, küçük partilere bağlayacaklardı. Kürt halkının özgürlüğüne bu kadar düşkünseniz, bu kadar samimiyseniz Kürtlerin ortak çatısı olan Demokratik Toplum Kongresi'ne buyurun gelin. DTK kapılarının her tür farklılıklara açık olduğunu açıkça ilan etti. DTK içinde size engel olan mı var, görev almanızı engelleyen mi var? Gelin bu halka hizmet edin, bu halkın, farklılıkların yer aldığı ortak kurumlarında kendi farklılıklarınızla yer alın diyoruz. Böyle bir çağrı yapıldığında da PKK dayatması var diyorlar. Ama gelmezseniz bu Demokratik Toplum Kongresi çalışmalarına katılmazsanız, kimse size bir şey demiyor, söyleyecek bir şey de yok ama böyle yapmazsanız tecrit olursunuz, gittiğiniz her yerde halkın tepkisiyle nefretiyle karşılaşırsınız. Objektif sonuç budur, gidişat böyle olacaktır. Bunları artık tartışmak bile istemiyorum ama AKP'nin politikalarını ve bu politikaların tehlikelerini görmeleri için söylüyorum.
Yine biliniyor ki, AKP, bu özel ordu çalışması, bölgeye gönderdiği imamlarla tasfiye politikasını kapsamlı bir şekilde uygulamaktadır. AKP nin politikalarının ne kadar tehlikeli olduğu açıktır.
 
Devletin şimdiye kadar bize yönelik politikası tasfiye ve sınırlama politikasıydı. Gelinen aşamada devletin Kürt sorununa yaklaşımda değişimler olduğu söylenebilir. Bu tespitin önemli olduğunu düşünüyorum. Devlet günümüz itibariyle Kürt sorununa yaklaşımda değişimlere gitmiş bulunmaktadır.  AKP'nin ateşle oynadığını, tasfiye politikalarını hayata geçirmeye çalıştığı tespitine ben de katılıyorum. Ancak devlet, Kürt sorununa yaklaşımda değişimlere gitmiştir derken burada ne AKP'nin devletini ne de CHP'nin devletini kastediyorum. Burada bahsettiğim değişime giden ontolojik devlettir. Bugüne kadar varlığını sürdüren devletten bahsediyorum. Bu tarihsel aşama görülmelidir. Bir de şu hususa değinmek istiyorum. Devletin kimi girişimlerinin sonucunda  vardığı kanaat, sorunun çözümünün pratik olarak yürümesi için benimle de görüşmelerin gerekli olduğu yönündedir. Benim üzerimden sürecin yürütülmesinin daha pratik ve hızlı sonuç alıcı olduğu kanaatindeler. Devlet Kürt sorununun çözümünde benim rolümü fark ettiğini düşünüyorum.  Şunu da belirteyim: “Ben çekileceğim” derken bu bir şantaj olarak algılanıyor, böyle sanki yap-boz oyunu gibi görülüyor. Ancak bu konular ciddi konulardır, böyle basit ele alınmamalıdır. Eğer diyalog ve müzakere yöntemiyle sonuç alınamazsa benim de burada görüşme yapmamın anlamı olmayacaktır. Diğer çözüm olasılıkları devreye girecektir.
 
Sonuç olarak günümüz itibariyle görüşmeler devam ediyor. Görüşmelerimiz bir düzeye gelmiş bulunmaktadır. Sorunların çözümünde rol almam isteniyorsa pratik bazı koşulların sağlanması gerekiyor. Koşullarımın düzeltilmesi hususu da çarpıtılmamalıdır. Öyle kimse benim için çıkıp ev-köşk arayışına girmesin. Bu tarz yaklaşımları çok ucuz buluyorum. Bırakın evi, köşkü, ben burada ölecek olsam, ciddi bir tedaviyi bile talep etmem. Yaklaşımım böyle bilinmelidir. Yürüttüğüm görüşmelerde kimi pratik öneriler gündeme geldi. Ancak pratik öneriler ile belirlediğim teorik çerçeve karıştırılmamalıdır. Kürt sorunun çözümü için gerekli olan ilkesel çerçeveyi daha önce hazırladığım 156 sayfalık yol haritasında işlemiştim. Bu ilkesel çerçevenin  olumlu karşılanacağını tahmin ediyorum.  Yaz başına kadar muhtemelen bu süreç karakter kazanır. KCK de silahlı güçlerini buna göre konumlandırır, üzerlerine gelinmediği sürece çatışmadan kaçınırlar. Ancak üzerlerine gelindiği zaman meşru müdafaa haklarını kullanırlar.  İşte Güçlükonak'ta operasyon sonucu üç gerilla hayatını kaybetmiş. Bu tarz operasyonlara karşı kendilerini savunmalıdırlar, meşru müdafaa haklarını kullanmalıdırlar bu temel bir haktır tartışılamaz bile. Hazirandan sonra da gelişmelere bakarak kendi kararlarını verirler.  Bu vesileyle Türkiye kamuoyuna, aydınlara da sesleniyorum.  Bu ayların kritik aylar olduğunu, burada yaptığımız görüşmelerin belli bir aşamaya geldiğini ve bu görüşmelerde tarihi sonuçlar çıkabileceğini düşünüyorum. Aydınlar bu dönemde bu konu üzerinde durmalıdırlar. Burada yapılan görüşmelerle sadece Kürt sorununa değil, Türkiye'nin temel demokratikleşme sorunlarına da çözüm arıyoruz. Aydınlar bu dönemde rollerini oynamalıdırlar. Eğer bu diyalog süreci sonrası çözüm gelişmezse topyekün direniş ve özgürlüğünü sağlama savaşı devreye girecektir, bu durumda da çözüm gelir. Bunu bir tehdit olarak söylemiyorum. Biz bu yolu tercih etmiyoruz. İşte dört gerilla kendini yakmış. Bu acılar bizi çok zorluyor. Biz bu acıların yaşanmasını istemiyoruz. O yüzden diyalog-müzakere yöntemiyle sorunun çözümünü gerçekleştirmek istiyoruz. Bu süreçte herkes üzerine düşen rolü oynamalıdır. Bütün Kürtler ulusal birlik çerçevesinde bir araya gelmelidir. Talabani ve Barzani de bu dönemde olumlu rol oynamak istediklerini pek çok kez belirtiler. Onlar da bu süreçte rol almalıdırlar.
 
Halkımıza şunları söyleyebilirim. Burada bir diyalog devam ediyor. Kimi pratik öneriler aşamasına gelmiş bulunmaktayız. Bu pratik öneriler çerçevesinde yaz başına kadar gelişmeleri takip etmek gerekiyor.  Diyalog ve müzakere yöntemine şans veriyoruz. Bu yöntem pratikleşirse 2011 yılı çözümün geliştiği yıl olacaktır. Eğer bu diyalog ve müzakere yöntemiyle sonuç alamazsak 2011 yılının ikinci yarısından itibaren topyekün direniş ve özgürlüğünü sağlama süreci gelişecektir. Bu yol da çözümü getirir ama tercihimiz değildir. Aynı şekilde gelişecek bu ikinci yol tehdit olarak algılanmamalıdır. Müzakere süreci gelişmezse çatışma  süreci kaçınılmazdır. Böylesi bir ortamda da geçmişten farklı olarak üç-dört misli  kayıplar yaşanabilir. Çözüm her koşulda kendini dayatmaktadır. Tüm halkımız her türlü olasılığa göre kendini hazırlamalıdır. Çözüm sürecinin gelişmesi için herkes üzerine düşen görevi sorumlulukla yerine  getirmelidir. Türk halkına da Newroz’un kutlandığı bu günlerde şunu söylüyorum;  Demokratik birlik çerçevesinde Kürt sorunun çözümüne destek verin. Demokratik anayasa çerçevesinde gelişecek çözüm tarihsel sorunlara cevap olacaktır. Kürt halkının demokratik taleplerine karşılık verilmelidir. Türkiye'de Kürt sorununun çözümü demek aynı zamanda Suriye'de, İran'da, Irak'ta Kürtlerin statüsünün değişmesi, buralardaki sorunun da çözümü demektir. Bu inançla bütün halkımızın Newrozunu kutluyorum.
 
 Ayrıca cezaevlerinden birçok mektup geldi, isimlerini tek tek sayamayacağım. Cezaevlerinde sağlık durumu ağır olan arkadaşlar var. Onlara özel selamlarımı iletiyorum. Onları dışarı çıkaracağız. Onların dışarı çıkarılması, tedavilerinin gerçekleşmesi için herkesin çabalaması gerekmektedir. Cezaevlerindeki tüm arkadaşlara selamlarımı iletiyorum.
 
Dersim, Diyarbakır, Muş halkımıza özel selamlarım iletiyorum.

Demokratik Anayasal Çözüm Gelişmezse Halkın Direnme Hakkı Vardır!

Başbakan bir çağrı yapabilir; “biz bu işin silahlarla çözülmeyeceğine inanıyoruz. Bu meseleyi demokratik anayasal yöntemlerle çözeceğiz” derse, bir haftada hallederiz.

Son Savunmam Ortadoğu'nun Kurtuluş Manifestosudur

Barış Konseyi'nin kurulması, atılması gereken ve atılacak en önemli somut adımdır. Barış Konseyi, mutlaka kurulmalıdır.

Önümüzde İki Yol Var: Demokratik Anayasal Çözüm ile Devrimci Halk Savaşı

AKP çözüme yanaşmıyor. Hükümet Kürtlere karşı çok acımasızca hukuku, kanunları devreye koyarak onları tasfiye etmeye çalışıyor.

2017 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[[email protected]]