18/12/2017

Ben de TAK’a katılabilirim!

Denizi sevebilirsin ama geldiğin memlekette köyler yakılıp yıkılıyor, katliamlar yapılıyorken ...

 

 

 

 

 

Şiyar Amed

Ankara’da, İstanbul’da AKP’nin militarist güçlerini hedefleyen eylemlerle gündeme gelen TAK (Kürdistan Özgürlük Şahinleri) fedaisi olan Kürt gençlerine “terörist” deyip geçen ve hiçbir şekilde anlamak istemeyen; dolayısıyla ölümlerin de önüne geçmek istemeyen zihniyete karşı bir empati yaptım ve sonucunda bu başlığı seçtim.

Çünkü:

Doğduğumdan beri bir kimlik sorunu yakama yapışıp kalmış. İnsan olmak yetmiyor, illa Türk olman gerekiyor! Türk okullarında bunu öğrettiler.

Buna karşı Kürt kimliği er-geç gelip beni bulacaktı. Öyle de oldu. Üstelik bu kez “boş ver sen Zaza’sın” demeye başladılar. Kimlik sorunuyla tanışmak tehlikeliydi, ölümcüldü. Fakat bu sorundan kaçmak ise yaşayan bir ölü olmayı peşinen kabullenmekti. İstesen de Türk de olamıyordun. Kimse aslından kaçamaz!

Sonra bir gördüm ki tüm insanlık tarihinin en trajik olayının içindeyim: Kürt halkı kadar ağır bir soykırımdan geçirilen hiçbir halk yok. Adı ve dili bile yasaklanmış. Daha ne olsun!

Gençliğimin bir bölümünü Türkiye’nin çok güzel yerlerinde geçirdim. Marmaris, Gökova, Bodrum, Fethiye, Köyceğiz, İzmir sadece çelişkilerin derinleşmesini sağladı.

Denizi sevebilirsin ama geldiğin memlekette köyler yakılıp yıkılıyor, katliamlar yapılıyorken arkana bakmadan denizlere açılamazsın. Gençsin ve gönlünde bir sevgiye yer açacaksın ama ülken yanıyorken açamazsın, gönlünce sevemezsin…

Hızlı İngilizce kursuna giderken hoca bir gün Kürtçemin nasıl olduğunu sordu. Allah razı olsun, iyi ki sordu. O gün kursu terk ettim, ana dilim iyi değildi. İngilizceyi ne diye öğrenecektim?

Gençtim ve bir gençlik örgütü olan YCK üyesi olduğumu gururla savunacaktım. Ve tabi ki, kimlikle tanışmak polisin işkencesiyle tanışmakla aynı anlama gelecekti.

Halen elimi her hareket ettirdiğimde sol omuzumda yırtılan kasların acısı bağırıp durur. İşkenceci gardiyanlarla tanıştığımda ise 21 yaşındaydım. Hiç umurumda değildi. Fakat bugün bile attığım her adımda ayak tabanlarım bağırır. Falakada bağırmadığımdan zorlarına gitmiş ve işkenceleri çok fazla sürmüştü.

Siyasi partide çalışmam maalesef AKP’nin iktidar olduğu döneme denk gelmişti. Çok söze gerek yok, özcesi ikiyüzlüydüler: “Kürt sorunu bizim de sorunumuzdur, demokrasi yoluyla çözeceğiz” sözüyle destek almışlardı. Kim bilecekti ki Cumhuriyet tarihinin en kanlı sürecini yaşatacaklarını!

Böylece geldik Kürt gençlerinin TAK fedaisi olmasına. AKP öncesinde TAK adı duyulmuş değildi. TAK oluşumuna yol açan tüm gelişmeleri AKP yaratmıştır.

1937-38 Dersim’de yaşananları soykırım olarak tanımlayan bir Erdoğan duruşundan Dersim’i çok aşan bir soykırım celladı çıktı. İlki yalanmış!

Şimdi mazlum Kürt halkının en küçük bir kazanımına tahammül etmiyorlar. Rojava Kürdistanı’nda bin bir emekle kazanılan mevzilere saldırıyorlar. Kürt kazanmasın da ne olursa olsun! Mantık bu. Bunun için DAİŞ’i sonuna dek desteklediler. Dünyada bunu bilmeyen yok.

“Çözüm süreci” adı altında bir tasfiye süreci başlattılar. Kürt Halk Önderliğinin sunduğu tüm tarihi fırsatları heba ettiler. Şimdi kıran kırana bir savaş yaşanıyor. Ölmek ve öldürmek dışında bir dil konuşulmuyor.

Kürde bu kadar düşmanlık varken TAK fedaisi olmamak için ne yapmak gerekiyor?

Siyaset denilecekse, hepsi hapishanede!

AKP’ye boyun eğmeyen, en demokratik tarzda muhalif olan, direnen tüm gazeteler, televizyonlar, dernekler, sendikalar bile susturuldu, kapatıldı, yasaklandı. Belediyelere el konuldu. 1974 yılından beri Türkiye’de siyaset yapan Sayın Ahmet Türk bile tutuklandı. Daha ne olsun!

Bir zamanlar MİT müsteşarı bile “Televoleleri izledikçe ben de bir komünist olabilirim” diye açıklama yapmıştı.  AKP sayesinde şimdi sadece Kürt halkı değil ezilen tüm halklar, inançlar, kültürler, emekçiler, kadınlar, gençler birer direnişçi olmaktan kaçamaz. Bunun tek anlamı elbette ölmek ve öldürmek değildir. Esas olan karşı koymaktır, direnmektir.

Bunca zulme rağmen ölümü değil yaşamı yüceltmek gerektiği konusunda tereddüde hiç yer olamaz.

TAK fedaisi olmayı savunmak adına değil, yok sayılan olgulara dikkat çekmek adına bu yazıdaki başlığı seçtim.

Ölmek ve öldürmek dışında seçenekler her zaman vardır.

“KİM KAZANIYOR?” sorusunu sorduğumuzda bunun karşılığında, direnen Kürt halkının boyun eğmesi beklenmesin.

Meselenin adı doğru konulsun. Kürt inkârı var, Kürt soykırımı var. Bunu durdurmak yaşamın önünü açar. Ölümleri sonlandırır. Vesayet savaşlarını bitirir. Kürt-Türk birlikteliğini doğurur.

Demokratik Uygarlık Arayışları; Peygamberlik Geleneği – 2

Tufan hikayesi, son buzul döneminin etkisinde olan bir hikâyedir, iktidarın beğenmediklerinin üstüne tufan gibi gitme bilinci var ve ...

Demokratik Uygarlık Arayışları; Peygamberlik Geleneği – 1

Urfa, Harran, Kudüs, Mekke, gibi yerler peygamberlik merkezleri olarak bilinir. Buralar farklı arayışların, yani etnisitenin ölmediği

9 Ocak Paris Katliamı ve TC-Fransa ittifakı

Paris katliamı kadınlarda, gençlikte bir bütün Kürt halkında öfke yarattı. Gösterilen mücadele tavrı, kırılma değil

2017 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[[email protected]]