23/09/2017

Zindan Direniş Zaferi

Sonuçta yenilen kültürel soykırım rejimi 12 Eylül faşizmi oldu. Kürt toplumuna dayatılan ...

 

 

 

 

 

DURAN KALKAN

80’lerde dışarıda halka dönük saldırılarla birlikte PKK’ye dönük saldırılar, birinci planda zindanlarda yoğunlaştı. Bu nedenle de 12 Eylül faşizmiyle PKK arasındaki hesaplaşma ilk olarak zindanda yaşandı. 12 Eylül faşizmine karşı ilk direniş zindanlarda gerçekleşti. Bu, silahlı bir savaş olamazdı. Karşılıklı eşit güce sahip olanların çatışması da değildi. Tümüyle bir inanç savaşıydı, irade savaşıydı, ideolojik savaştı. İnkâr ve imha sistemi ve onun 12 Eylül darbe yönetimi, Önderliği ve PKK’yi ezemeyeceğini anlayınca; zindandaki kadroyu ideolojik-politik çizgiye karşıt hale getirip, bu temelde Önderliği yenilgiye uğratmak istedi. Yurtdışına çıkardığı güçle yeni bir mücadele başlatmasını, o gücü mücadeleye sevk edecek irade yaratmasını, halkı bu temelde etkilemesini boşa çıkartmak, engellemek istedi.

Zindanda direnilmez ve bu çizgiye sahip çıkılmazsa, sadece dışarıdaki kadronun gücüyle mücadele olamazdı. Zorluklar karşısında yaşayamayan, direnemeyen bir hareketin Kürdistan’da pratik geliştirmesi mümkün olmazdı. Çünkü dışarıyı da zindandaki gibi bir baskı ortamı altına almıştı. Zindanda baskı karşısında direnemeyen dışarıda da ordunun baskısı karşısında direnemezdi. Dolayısıyla -zindandaki kadro şahsında- baskı uygulayarak sadece zindandaki direnişi yok etmek istemedi; dışarıdaki direniş hazırlıklarını da pratikleşemez bir duruma düşürmek istedi. Bir bütün olarak partiyi, zindandaki kadrolar şahsında yenilgiye uğratmak, mücadele edemez duruma düşürmek istedi.

Bunun için zindan direnişi PKK’nin direniş ve savaş tarihinde çok önemlidir. Savaş silahlı olana deniliyor! O da bir mücadele biçimidir, ama mücadelenin sadece silahlı biçimi yoktur. İdeolojik, siyasi, ekonomik, psikolojik biçimleri de vardır. Mücadele çok yönlüdür, savaş da bunun silahla yürütülenidir. Dolayısıyla bütün mücadele biçimlerinin birbirleriyle ilişkileri vardır, benzerlikleri vardır. Stratejik ve taktik olarak birbirine benzeyen, deneyimlerinin birbirine destek verdiği özellikleri vardır. Özünde yöntem bakımından, tarz ve taktik bakımından benzerlerdir. Yöntemleri farklı oluyor. Neden? Çünkü araçlar farklıdır. Birisi silahla oluyor; diğeri düşünceyle, inançla, akılla oluyor. Mücadelede araçlar farklılaşıyor. Onun için mücadelenin yöntemi değişiyor, ama amacında ve özünde tarz ve taktik bakımdan başarıyı getiren yönlerinde çok değişiklik yoktur.

Bu bakımdan zindan direnişi, büyük bir ideolojik savaşım olarak PKK’nin 12 Eylül faşist askeri darbesine karşı devrimci-yurtsever duruşun ve tutumun ne olması gerektiğini ve 12 Eylül faşist askeri darbesi karşısında nasıl bir ruhla, anlayışla, tutumla, cesaret ve fedakârlıkla mücadele edilmesi gerektiğini ortaya çıkardı. Önderlik “Parti çizgisini temsil etmede yeterli ve bütünlüklü bir direniştir” dedi. Hem tutum olarak hem yöntemler bakımından hem de aldığı sonuç olarak parti çizgisini temsil eden ve zafere taşıyan, sonuç alan bir direniş oluyor. PKK çizgisinin-Önderlik çizgisinin bir zafer çizgisi olma gerçeğini de bir kere daha ortaya çıkarıyor.

Zindandaki(1981) durum ilk denemeler, yanılgılar, yetersizlikler dönemidir. Bundan yararlanarak düşmanın tam sonuç alabilmek için baskıları arttırması karşısında da 1982 Newroz’undan itibaren, o büyük direnişin geliştiği yıl boyu çeşitli eylem biçimleriyle sürdürülerek zaferin kazanıldığı bir yıl oluyor. 1982 Newroz’unda Mazlum Doğan kişiliğiyle başlayan büyük bir direniş oluyor. Daha sonra Mayıs’ta Ferhat Kurtay ve arkadaşlarının kendini yakarak direnişleri, en son da 14 Temmuz’da Hayri Durmuş ve Kemal Pir öncülüğündeki büyük ölüm orucu direnişi!...

Bir ara(2015) ‘Devletle müzakere edilir mi edilmez mi’ deniliyordu. Aslında devletle müzakere orada başladı. 14 Temmuz Ölüm Orucu Direnişinin içinde başladı. Özgür Kürdü, Kürt ve özgür insan kimliğiyle kabul etme konumu daha o süreçte başladı. Ve böylece ideolojik ve irade olarak 12 Eylül faşizminin yenilgisi yaşandı. O faşist rejim şahsında kültürel soykırım rejiminin, inkâr ve imha sisteminin yenilgisi ortaya çıktı. Bu, büyük bir meydan savaşı gibiydi. 1982 yılı bir savaş yılı olarak değerlendirilebilir.

Sorun fiziki olarak ölme ya da öldürme değildir. Neden? Çünkü Kürdistan’a dayatılan rejim, kültürel soykırım rejimi oldu. Aslında soykırım fiziki katliamlarını daha önce uyguladı. Kendini kültürel soykırım olarak ortaya koydu. Dolayısıyla savaş, irade ve zihniyet savaşı olarak yaşandı. Kültürel soykırım dayatması ile bu aynıdır. Rejim kendi kimliğinden, inancından, iradesinden yoksun kılarak, posalaştırılmış bir şekilde insanı yaşar durumda bırakmak istedi. 12 Eylül rejiminin zindana dayattığı buydu. Aslında kültürel soykırım rejiminin bir bütün olarak Kürt toplumuna neyin dayatıldığını en açık, yalın, somut olarak görebileceğimiz yer zindandır. Zindandaki kadroya ne dayatıldıysa dışarıda da toplumun yaşadığı oydu. En daraltılmış, yoğunlaştırılmış, şiddetlendirilmiş, gözle görülebilir hale getirilmiş olan zindandaki uygulamadır. Dışarıdaki daha muğlak, maskeli, örtbas edilen, kamufle edilen soykırım biçimidir. Bunun neyi hedeflediği, nasıl yürütüldüğünü en iyi 1981-1982’de zindanda 12 Eylül faşizminin dayatmaları açığa çıkardı. Başarırsa kültürel soykırım rejimi başarmış olacaktı. Başarısız kalırsa da PKK direnişçiliği karşısında yenilmiş olacaktı. Böyle büyük bir meydan savaşıydı.

Sonuçta yenilen 12 Eylül faşizmi oldu. Kürt toplumuna dayatılan kültürel soykırım rejimi oldu. O büyük direniş şahsında Önderlik çizgisi, Kürdistan özgürlük ve demokrasi hareketi yenilmezliğini kanıtladı. Tarihin en büyük iradi, inanç ve ideolojik zaferini kazandı. Böylece PKK çizgisinin bir zafer çizgisi olduğunu kesinleştirdi. Yenilen 12 Eylül faşizmi oldu ve yenilgisini bizzat Kenan Evren Amed/Dağkapı Meydanındaki bir konuşmasında itiraf etti. “Burada öyleleri var ki, kafalarını kesseniz inançlarından, düşüncelerinden vazgeçiremezsiniz” dedi. Kültürel soykırım rejiminin Kürdistan Özgürlük Hareketi ve direnişi karşısında yetersiz, başarısız kaldığını, başarılı olamayacağını açıkça itiraf etmiş oldu. Bu önemli bir sonuçtur.

AKP faşizmi de hala bu yenilginin baskısı altındadır. Tümüyle bugüne kadar kültürel soykırım rejimi böyle bir yenilgili ruh halini yaşamaktadır. Tayyip Erdoğan bile gidip o zindanın kapısında ağlamak zorunda kaldı! 12 Eylül rejiminin ilk temsilcisi böyle bir itirafta bulunurken sonuncusu da onun büyüklüğü karşısında diz çökmek zorunda kaldı.

O sistem bugüne kadar da ayak diretmektedir. Bu durumu tersine çevirebilmek için çalışmaktalar. Daha fazla kan, acı yaşatıyorlar. Kendilerine de başkalarına da yaşattıkları budur. Tarihi olarak yaşadıkları büyük yenilgiyi, kaybı “Acaba tersine çeviremez miyiz, olmazsa ömrümüzü biraz uzatamaz mıyız?” çabası içindeler. Zindan direnişinin tanımı ve anlamı böyledir. Yol açtığı sonuçlar, ortaya çıkardığı gelişmeler de bu temeldedir.

Siverek’te siyasi olarak belli bir kazanım veya başarı olsa da PKK’nin başarılarla süren pratiğinin çok önemli ve çok zorlu bir alanında, zindan direnişi yeni ve büyük bir başarıyı ifade ediyor. Zindan daha da anlamlı ve önemlidir. Bütün siyasi-ideolojik mücadeleler açısından turnusol kâğıdı olarak değerlendirilmektedir. Zindan da direnen kişilikler, devrimciler ve örgütlerin kanıtlandığı, pratikte de başarıyı garantilediği, direnemeyenlerin ise yok olduğu biçiminde bir kanı, değerlendirme her zaman vardır. Bu, 1980 başında bizde de yaşandı ve bu direnişinin zaferi, özgürlük devriminin yolunu çizgi ve garantisini ortaya çıkardı. Zafer iradesi, zafer tarzı orada ortaya çıktı. Bu bakımdan daha sonra “Niye PKK gelişti de diğer örgütler gelişmediler?” bunun cevabı zindanda belli oldu.

Zindan da diğerleri değil PKK direndi. Demek ki mesele zindana girecek konuma kendini getirmek değildir. Bu da önemlidir, ama daha önemlisi zindan da bir devrimci olarak yaşayabilmek, direnebilmektir. Diğer birçok örgüt PKK’den daha fazla zindandaydı. Üstelik liderleri zindana düşmüştü. Onlar da her türlü direnme ortamına ve imkânına sahiptiler, ama direnmediler. Direnmek bir yana çoğu, baskının ve sömürünün kulu ve kölesi oldu. Ondan sonra da kendilerinin hala örgüt olduğunu, mücadele yürüttüklerini söylüyorlar. Mücadele imkânların olduğu yerde, o imkânları kullanmaya mücadele etmek denmez. ‘Dost acı günde belli olurmuş’ mücadeleci zor anda belli olur. Mücadele zorluk ortamında yürütülen ve başarı kazanılandır. Zorluk ortamı zindandır. Hiçbiri öyle bir direniş hattına giremediler. PKK onlardan farkını zindandaki büyük direnişle ortaya koydu.

Zindan direnişini sadece bir zindan direnişi ve ideolojik direniş olarak tanımlayıp geçmemek lazım. Onun tarzı ve yöntemi her mücadele alanı açısından geçerlidir. Siyasi mücadele için de, askeri mücadele için de, ekonomik mücadele için de geçerlidir. Zindan direniş çizgisi, tarzı, taktikleri her mücadele alanında uygulanabilecek ve zafer kazandırtacak mücadele gerçeğidir. Zindana bir de böyle yaklaşmak lazım. Sadece zindandakiler için geçerliymiş gibi algılanıyor. ‘Zindanda olanlar derslerini çıkarsın’ gibi algılanıyor. Bu, yanlış ve yetersiz bir yaklaşımdır. En çok da gerillacı olmak isteyenler zindandan ders çıkarmalılar. Gerillanın nasıl zafer kazanacağının yolunu en fazla zindan direnişi aydınlattı. O bakımdan herkes zindan direnişini bu temelde de değerlendirmeli, tarzını ve taktiğini, ruhunu oradan almalıdır.

Bunu yaparsa nerede olursa olsun, hangi mücadeleyi yürütürse yürütsün başarı kazanır. Yapmazsa kazanamaz. Başka türlü ruh ve yaklaşımla PKK direnişçiliğinden sonuç almak ve zafer kazanmak mümkün değildir. Onun yolunu, fedai çizgisini zindan direniş gerçeği ortaya çıkardı. Bir kadro “Her alanda yürütülen çalışmalarda nasıl başarı elde ederim?” diye sorarsa, cevabı zindan direnişinde aramalıdır. Zindan direniş çizgisine uygun davranırsa yapamayacağı iş, başaramayacağı çalışma, mücadele yoktur. Ama onu temsil etmezse de kazanamaz. ‘Burası zindan değil, o zindan için geçerlidir. Ben öyle yapmam, başka yapacağım’ derse kazanamaz. Zindandaki mücadelenin dersleri, bu anlamda sadece devrimci olarak kalabilmek,  direnebilmek için geçerli değildir. Bu, her alan için herkes için geçerlidir. O zaman nasıl geçerli idiyse şimdi 35. yıldönümünde de 35 yıl öncesine göre daha fazla geçerlidir.

Temel sorunlarımız da zindan direniş çizgisinden uzaklaşmaktan kaynaklanmaktadır. En fazla da zindanlarda yaşanan budur. 2000 yılı sonrasını izliyoruz ve bu alanla öncesine göre biraz daha fazla ilgileniyoruz. Arkadaşlar 10 yıl, 20 yıl, hatta 30 yıl zindanda kalıyorlar, zindan direnişinden söz ediyorlar, ama zindan direnişi bir tarafta kendisi başka bir taraftadır. Nerede olduğunu anlamıyor. Zindanda yaşanmış direniş en çok da zindandaki tutumda görülür. Dolayısıyla birisi o direnişin takipçisiyse ona göre de davranır, ama “O direniş öyle dursun, ben de böyle durayım. Ben yine o direnişin temsilcisi olayım, ama onun gibi yapmayayım” diyor. Her türlü zayıflığa meyil ediyor. Duruşunu, kendini acındırmayla gizlemeye çalışıyor. Mazlumların, Kemallerin, Hayrilerin kahramanlık duruşuyla mevcut tutumun ne alakası var!

Mazlum gerçeği iyi anlatılmalı. Bu direniş Mazlum Doğan’la başladı. Amed zindanında direnişi ilk olarak örgütle yürütmeye çalıştılar. Düşman örgütlü direnişi engelleyince, biraz da arkadaşlarda ‘Nasıl yapacağız?’ endişeleri olunca Mazlum yürüdü. Bir kişi örgüt oldu, halk oldu, irade oldu ve doğruyu temsil etti. Ne zindandaki karar aldı Mazlum Doğan eylem yaptı, ne dışarda örgüt ya da Önderlik talimat verdi Mazlum Doğan eylem yaptı!

12 Eylül faşizmi karşısında duruşumunuz ne olması gerektiği konusunda Önderliğin görüşlerini ben yazdım ve gönderdim. Bu bir perspektifti. Arkadaşlar verdikleri cevapta bu perspektifi biraz tuhaf da karşılamışlardı. Hâlbuki sonra bağlantılar kesildi. Önderliğin hazırlığı vardı. Onlar ise hep örgütle ilişkilerin olacağını sanıyorlardı. “Her zaman Önderlik söyler, biz yaparız” sanıyorlardı, öyle olmadı. Ondan ötesi yoktur. Perspektifte, “Ne gerekiyorsa yaparsınız, örgüt sizsiniz!” deniliyordu. Bunu çok iyi hatırlıyorum. Yerinde, zamanında ne yapmak gerekiyorsa buna kadrolar karar verdiler. Hiçbir yerden emir-talimat almadılar. Emir çizgi emriydi. Önderlik çizgisine katılmışlar ve özümsemişlerdi. Görevi oradan çıkarıyorlardı.

Her gün “Şöyle yap, böyle yaşa, şunu yapma…” diye bir çocuğu yönlendirir gibi kimse onları yönlendirmiyordu. Yeri geldi toplu direndiler, yeri geldi direnişten geri çekildiler. Geri çekilmek de bir marifettir. Zindan mücadelesin de 1981 Mayıs’ında geri çekilme yaşadı. Bir hamleye girdi, başaramayacağını anlayınca yok olmamak için yeniden güç toplamak üzere geri çekildi. Geri çekildi, hazırlandı. 1982 hamlesi onun üzerine geldi. Örgütlü hamle yapılamayınca, örgütte zayıflık ortaya çıkınca; örgüt, halk ve tarih bir kişi de somutlaştı. Bir kişi olarak yürüdü. Niye Mazlum Doğan yürüdü de başkaları yürüyemedi? Bu, katılım ve bilinçle bağlantılıydı. Önderlik, “Hareketimizin bilinç hamuruydu” dedi.

Tarihi olarak ne yapmak gerektiğini, Önderlik çizgisinin bulunduğu anda temsilinin nasıl olması gerektiğini herkesten çok bildiği için, buna herkesten fazla inandığı için, kendisini bunun sorumlusu olarak gördüğü için başkasından beklemedi, hep birlikte yapalım demedi. Zayıflıkları gördü, sorumluluk kendisine düşüyordu ve tereddütsüz “doğru budur” dedi, yaptı ve doğruyu temsil etti. Bir kişi bir tarihe, bir devlete karşı yürüyüşe geçti. Şimdi herkes onun peşinden gidiyor. Tarihin yapıcısı o oldu. Bunun için Önderlik, “Mazlum Partidir” dedi. Parti çizgisini Mazlum temsil ediyor. Parti militanın nasıl olacağını, özelliklerini ve tutumunu arıyorsanız, Mazlum Doğan kişiliği incelendiğinde bulunacaktır. Bu kadar nettir.

Zindan direniş çizgisi PKK’nin kültürel soykırım rejimine karşı mücadele çizgisidir. O ölçüleri mücadele ölçüleridir. Zindan direnişi zaferiyle o ölçüleri kanıtlamıştır. Bu direnişçilikte imkâna yer yoktur, ‘örgütlü olsun, başkaları da olsun’a yer yoktur, ‘düşman güçlü, bir şey yapamıyoruz’a yer yoktur. Düşmanın en güçlü olduğu, imkânın hiç olmadığı, insanın iradesi ve inancı dışında hiçbir imkâna sahip olmadığı, örgütlü olunamadığı bir ortamda; maddi imkânla ya da şununla bununla değil insanın ruhuyla, özüyle, inancıyla mücadele edildiğini ve kazanıldığını gösteren en somut kanıttır. Dolayısıyla da çizgi budur. “Nasıl parti militanı olunur, nasıl PKK çizgisinin kazanan militanı oluruz?” diye sorarsa bir kişi, buraya baktı mı çözümü bulur. Başka hiçbir yerde çözüm aramamalıdır.

En çok ders çıkaracağımız mücadele zindan direnişidir. Mücadele ölçülerinin, ilkelerinin en çok somutlaştığı direniş zindan direnişidir. Bütün mücadeleler, başta gerilla savaşı olmak üzere, ilkelerini, ölçülerini veren, başaranın yol-yöntemini bulmamızı sağlatan zindan direnişidir. O anlamda PKK’nin direniş tarihinin 1977’den başlayan direnme tarihinin, savaş tarihinin ideolojik mücadele boyutuyla zindanda devam ettirilmesidir. Kesintisiz devam etmesidir.

Zindana bakıldığında duygusal yaklaşım öne çıkmaktadır. Bazı sözler, olaylar söyleniyor ama bunların üzerinde yeterince durulmuyor. Yetersiz kavrama vardır. Kendine göre zindanı değerlendirme ve kavramalar çok öne çıkmaktadır. Bunlar bireyciliğin kendisi ve sapmadır. İstediğimiz kadar kendimize göre yorumlamaya çalışalım, ama bu tür yorumların önünü direnişçiler kapatmıştır. Kendi yorumlarını kendi yaşamlarıyla ortaya koydular. Bunu kimse farklı gösteremez. Ancak doğru ve yeterli bir biçimde anlamaya ve uygulamaya çalışılabilir. Bu direnişi farklı biçimde göstermek için çok çaba harcayanlar oldu. Fakat hiç kimse bu konuda bir sonuç alamadı.

Bu dönem için zindan direnişi dışındaki diğer alanlarda en azından imkân ve güç vardı. O nedenle farklı nedenler göstermeye müsait oluyor. Dolayısıyla kendini kandırmaya müsaittir. Ama zindanda o yoktur. Her şey çok yalın ve açıktır. Hiçbir gerekçe gerçeklerin üzerini örtemez. O nedenle ölçüyü zindan direnişinde arayacağız. PKK direnişçiliğinin ölçüsü odur. 

“NE TESLİMİYET NE DÜŞÜŞ, SONUNA KADAR DİRENİŞ!”

PKK bize teslimiyeti değil direnişi öğretti...

‘Özgürlük ateşinin sürekli yanan alevi’

Fakat Onlar hep vardır, var oldukça uğurlarında kendilerini feda ettikleri insanlık hep anar onları...

Güneşi Gözlerinden Doğurtuyorlar

Her biri güneşi gözlerinde doğurtan, her sabah gözlerini ateş topunun doğuşuyla yeniden yaratan ve kutsayan, her akşam güneşi uğurlarken gözlerinin ferini bir sonraki güne devreden tanrıçalar… Sevê, Fatma ve Pakize…

2017 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[[email protected]]