21/09/2017

Politika ve Ahlak

Devletle, politika birbirleriyle uyuşmaz. İki farklı alandır. Politika toplumun karakteristik özelliğidir. Dolayısıyla bir toplumu çözdürmek...

 

 

 

 

A.Haydar KAYTAN

Politika Toplumun Özgürlük Alanıdır

Politika daha çok günümüz toplumunda, üst toplumun yaptığı bir iş, yaptığı bir çalışma olarak kavranıyor ve toplumun dışında kaldığı bir çalışma, bir alan gibi değerlendiriliyor. Politika denildiğinde akla ilk gelen şey yalandır. “Bana politika yapma” denilerek, aslında bana yalan söyleme deniliyor. Toplumda ortaya çıkan algı esas itibariyle budur. Hannah Arendt’in de çok çarpıcı değerlendirmeleri var. ‘’Yalan -tabii ki sözünü ettiği esas itibariyle üst toplum politikacısıdır, A.H.K- politikacının dağarcığında eksik olmayan en etkili silahıdır. İyi bir politikacı, en etkili yalan söyleyen politikacıdır’’ diyor. Yine kendisinin bir benzetmesi var, “Pırıl pırıl güneşli bir havada, yağmur yağıyor diyen ve başkalarını da buna inandıran insan, en iyi politikacıdır.” Sözü edilen de üst toplum politikası bağlamında böyledir.

Politika, Yunanca bir kelimedir. Bizde daha çok Arapça karşılığı olarak ‘siyaset’ kullanılır. Siyasetin kelime karşılığı işkencedir. “Bize ne siyasetler çektirildi, ne siyasetler yapıldı” denilir. Kürt dilinde işkence kavramının karşılığı olarak kullanılır. Tabii yine sözü edilen, üst toplum siyasetidir. Gerçekte siyaset, kelime olarak Arapçadır. Seyisten türetiliyor. At bakıcılığı kelimesinden türetiliyor, at terbiye etme işine seyislik deniyor. Siyaset de buradan geliyor. Bir tür toplumu terbiye etme işi olarak da değerlendirilebilir. Fakat Yunanca karşılığı olarak politika, “Polis” kelimesinden çıkıyor. Polis bildiğiniz üzere şehir oluyor, politika ise kentin yönetimi olarak değerlendiriliyor.

Önder Apo, “politikanın yönetimle ilişkili olduğunu, ama salt yönetimle özleştirilemeyeceğini” ifade ediyor. Politika çok daha geniş bir alanı kapsıyor. Toplumun özgürlük alanı olarak da tanımlanıyor. Hatta şöyle bir belirlemesi var, “Toplumun özgürlük alanı, toplumsal gelişmenin anlam ve iradece türetildiği yaratım alanı.” Bir yaratıcılık alanı olarak ortaya koyup, ifade ediyor. Savunmada başka bölümlerde Önderlik, politikayla ahlak arasında bazı karşılaştırmalar yaparken, bunların birbirine bağlılığını ifade etti ve şunu söyledi. “Politika toplum için en iyi işleri bulmak olarak tanımlanabilir. Ahlak ise bu işleri en iyi şekilde yapmaktır. Toplum için en yararlı, toplumu geliştirecek en yararlı işleri bulmak.”

Burada dikkat ederseniz aslında bir tür keşif, bir tür yaratım işin içine giriyor. Şöyle düşünmeniz lazım. Önderliğin, bizim açımızdan ve yeni paradigmada yaptığı en önemli belirlemelerden biri, toplumu doğru tanımlamasıdır. Hakikate dahi oradan yola çıkılarak ulaşılabilir. Doğru toplum tanımı yapabilmek önemlidir. Ama toplumun da iki temel karakteristik özelliğinin olduğunu ifade etti. Bu özelliklerinin toplumdan asla kopuk olarak ele alınamayacağını, toplumun bunlardan asla soyutlanamayacağını söyledi.

Neydi bunlar? Bir, toplum politik-ahlaki bir olgudur. Bizim sözünü ettiğimiz toplum, her zaman için ahlaki ve politiktir. Dolayısıyla ahlakilik ve politiklik, toplumun asla onsuz olamayacağı temel özellikler durumundadır. Dolayısıyla iş, çalışma, bunların özgürlükle de bağlantısı kurulabilir. Önder Apo “çalışmanın özgürlük olduğunu” söylüyor. Çalışmak özgürlüktür. Aslında toplum çalışma etrafında örgütlenir, toplumun olduğu yerde çalışma vardır, iş vardır. Toplum, tembeller topluluğu değildir. Tembellik, köleliğe özgü bir özelliktir. Köle daima tembeldir. Neden? Çünkü ürettiği başkasına gidiyor. Kölenin ürettiğini başkası alıyor, onun için köle niye çalışsın ki, tembellik aslında böyle gelişiyor. Diğerlerinde böyle değildir.

Doğal toplumda, kırsal toplumda aslında tembellik kavramı yoktur. Bizim o yörenin kültürünü bilirim. Şu anda bunlar hayaldir, öylesi bir toplum yoktur. Ama benim çocukluk sürecimdeki köyümü hatırlarım. Çok üretken bir çalışma da değildi. Belki yaratıcılık çok azdır. İnsanların temel amacı geçimlerini sağlayabilmek için, kullanım değerlerini yaratabilmek, bir yıllık geçimlerini sağlayabilecek değerler ortaya çıkarabilmektir. Temel amaçları budur. Ben özgürlükten söz ederken, insanların çalışmaya yaklaşımı boyutuyla ele alıyorum.

O yaşamın olduğu gibi tekrarını savunamazsınız, onun daha da gelişmesi, yetkinleşmesi gerekiyor. İçeriğinin daha çok güçlendirilmesi ve biçimsel olarak başka yöntemlerin devreye girmesi gerekir. Ama yine de o yaşamda, emek ve çalışmak arasındaki bağ çok önemlidir. Çalışmak kutsal bir şeydi. Onun için insanlar, çalıştıkları için asla şikâyet etmiyorlardı.

Politika ve iş arasındaki ilişki bağlamında da ele alırsanız, toplumun iş etrafında bir araya geldiğini biliyorsunuz. Toplum için en yararlı işleri bulmak, aynı zamanda toplum için bir özgürlük alanı açmaktır. Çalışmak özgürlüktür diyorsak, çalışma alanı açmak, özgürlük alanı açmaktır. Her boyutuyla yararlı işler. Buna sanatsal iş de girer, bütün üretim alanları da girer.

Çalışma alanı, toplum için bir özgür yaratım alanıdır. Ama politikanın, burada kendi kendini yönetim gücü haline gelmekle de bağı var. Bir başkası için çalışmak özgürlük değildir. Kölelik aslında bir başkasının işinde çalışmaktır. Bu devletin de olsa böyledir. Onun için kamulaştırma denilen şey, aslında özel mülkiyet yerine devlet mülkiyetinin geçirilmesidir ve aynı biçimdedir. Özgürleştirici bir alan değildir. Toplumun işi, aynı zamanda o toplum içerisinde yer alan bireyin de, kendi işi oluyor. O açıdan toplumsallaşma kavramı önemlidir.

Toplum sayısız topluluktan oluşur. Bir köy yerinde bile birçok toplum vardır. Önemli olan burada bu toplulukların birlikteliğidir. Toplumsallık toplulukların birlikteliğidir. Her topluluk bir farklılık demektir. Toplumun çoklu olması zaten bu anlama geliyor. Eğer demokratik bir toplumdan söz ediyorsanız, çoklu bir toplumdan söz ediyorsunuz demektir. Çoklu toplum, demokratik toplumdur. Çokluk homojenliğin karşıtıdır. Toplumda aslında homojenlikten değil de, çokluktan söz etmek çok büyük önem taşıyor. Bunu yine Kürt toplumunda rahatlıkla görebilirsiniz. Homojenleşme bu son süreçlerde başlıyor. Bu sınıflaşmayla, erimeyle birlikte başlıyor. Yoksa eski Kürt toplumunda çoklu karakter, çoklu özellikler daha belirgin olarak var. Aşiret çokluktur. Kabile çokluktur. Hatta büyük aileler çokluktur. Bunları rahatlıkla görebiliriz.

Hakikat İnşası Topluluk İnşasıyla Başlar

Burada çokluk kavramının demokrasiyle bağını iyi görmek gerekir. Çokluk, topluluk kavramıyla özdeştir. Topluluk, üç kişiden başlar, on binlerce insanı kapsayacak olan topluluklara kadar gidebilir. Üç kişinin bir araya gelmesi de bir topluluktur. Ailenin kendisi bir topluluktur. Kabile altı birimler vardır, onlar da birer topluluktur. Sivil toplum örgütleri birer topluluktur. Önder Apo sivil toplum örgütlerini, günümüzün kabileleri olarak tanımladı. Bu açıdan topluluklara dayanmak önemlidir. Hakikat inşası, topluluk inşasıyla başlar. Toplumun ve demokratik ulusun inşası dahi, topluluk inşasıyla başlar. Üç kişiyi bir araya getirmek ve alternatif bir yaşam kurmak, bir sistem ortaya çıkarmaktır. Böyle başlar. Bu çok fazla kavranmıyor. Bizde en az kavranan boyutlardan biri budur. O nedenle politik karakter buradan geliyor. Ama bunu öz yönetimle de bağlantılandırmak gerekiyor.

Demokratik siyaset ve bunun öz yönetimle bağlantısını iyi kurmak lazım. Demokratik siyaset, toplumu geliştiren, örgütlü kılan ve kendi öz yönetimini sağlayan alan olarak da değerlendirilebilir. Gerçeği böyledir. Devletle, politika birbirleriyle uyuşmaz. İki farklı alandır. Politika toplumun karakteristik özelliğidir. Dolayısıyla bir toplumu çözdürmek, onu politikadan uzaklaştırmakla, politik alanını daraltmakla ve o toplumu politikaya yabancılaştırmakla mümkündür. Demokratik siyasetten uzaklaştırmakla mümkündür. Eğer bir toplum siyasetten uzaksa, bunun anlamı şudur, o toplum kendi kendini yönetme imkânlarından, örgütlülükten, öz yönetimine sahip olmaktan yoksundur. Bu açıdan biz demokratik siyaseti geliştirmek istiyoruz.

Bizim esas aldığımız siyaset, demokratik siyasettir. Demokratik politika fark etmiyor, her iki kavram özü itibariyle aynıdır. Siyaset ya da politika, biri Arapçadır, biri Latincedir, aralarındaki fark özü itibariyle budur. Ama bizim esas almamız gereken siyaset, demokratik siyasettir. Demokratik siyaset, toplumun özgür yaratım alanıdır. O açıdan özgürlükle bağlantısı en güçlü şekilde kurulabilecek olan alandır. Hatta “politik alan toplumsal alandır” demek bile doğrudur. Politiklikle toplumsallık aslında bir yerde özdeş de sayılabilir. O kadar birbirine yakındır. Çünkü politika, toplumsallığın ayrılmaz karakteristik özelliğidir.

Kural Olmadan İnsanlaşma Olmaz

Politikayla ayrılmaz bağı ve toplumun karakteristik özelliği olarak ahlak var. Ahlak deyince ilk akla gelen şey nedir? Kuraldır, toplumun kurallı yaşamı, kurallı yaşam alanı. Şunu net olarak fark ediyorsunuz: Aslında kural olmadan insanlaşma olmaz. İnsan kuralsızlığı esas alarak, herhangi bir gelişme ortaya çıkaramaz. İki insanın bir araya gelmesi bile kural gerektirir. Belli ölçü ve kural koyarsın, öyle bir araya gelirsin. Önce görüş koyuyorsun, aslında düşüncenin oluşmasıdır, sonra bu düşünceyi bir başkasına açıklıyorsun, başka insanların bu düşünceyi benimsemesini sağlıyorsun. Bu bile kendi başına yetmiyor, örgütlülük ortaya çıkarmaya yetmiyor. Sonuçta duygusal bir ilişki olarak bir araya geliş mümkün olabilir, ama bunu örgüte dönüştürüyorsun. Örgüte dönüştürürken biz ne yapıyoruz? İlk önce program. Kendi başına yetiyor mu? Yetmiyor. Peki, tüzük yapıyorsun, tüzük önemli oluyor. Tüzük kural oluşturuyor. Tüzük bir tür hukuki belgedir, ama bizim açımızdan bir hukuki belgeden çok, bir etik kurallar sistematiği olarak değerlendirilmesi daha doğrudur.

Parti Ahlakımız Yazılı Olmayan Anayasamızdır

Ahlaki değerler daha ön plandadır. Partinin böyle yazıya geçmemiş kuralları vardır. Parti ahlakımız, bizim yazılı olmayan anayasamızdır. Bir ahlaki ölçü var, kurallar var, oluşmuş geleneklerimiz var, bunlar bizim açımızdan büyük önem taşıyor. Kendimize göre bizim de, hareket olarak bir ölçümüz var, adetlerimiz var,  bunların bazıları önemli ve bizleri bağlıyor.

Ahlakta tarihsel boyut ön plandadır. Ahlaka, politikanın gelenekselleşmiş hali de denilebiliyor. Politika daha çok güncel olanla uğraşırken, ahlak ise daha çok tarihsellikle ilgili ya da toplumsal hafızayla doğrudan bağlantılıdır. Toplumun özgürlük hafızası olarak da adlandırılabilir. Ahlakın en önemli özelliklerinden biri, yaptırım ile desteklenmemesidir, zor kullanılmamasıdır. Zaten zorun devreye girdiği yerde ahlak ortadan kalkar. Zorla uygulanan bir şey, ahlak olmaz, hukuk olur. Ahlakta zor yoktur. Ahlaki ilke bir hukuktan çok daha fazla insanı bağlar, etkileyicidir.

Bu konuda örnek verebilirim: Biz Almanya’da tutukluyduk. Bizi mahkemeye çıkardıklarında, normalde mahkeme heyeti gelince hepimiz ayağa kalkmak zorundayız. Biz ilk günden başlayarak -mahkemenin karar verdiği gün de dâhil- mahkeme heyeti geldiğinde, bir seferliğine bile ayağa kalkmadık. Onlar kararı okurken bile ayağa kalkmadık. Normalde bizi salondan atmaları gerekirdi. “Biz sizi tanımıyoruz, biz Alman hukukunu tanımıyoruz” dedik. Onu tanımadığını her vesileyle ifade ediyorsun. “Bunlar hukuk tanımıyorlar” dedikleri zaman biraz koltuklarımız şişiyordu, gurur duyuyorduk. Ama deselerdi ki, ‘bunlar hiçbir ahlaki ilkeyi tanımıyor!’ O zaman ne olurdu? Biz kıyameti koparırdık. ‘Nasıl öyle olur, hayır bu doğru değil’ derdik. Bu açıdan ahlak ve hukuk farklılığını belirtiyorum. Biri içten gelme uygulanır, sana dayatılan bir şey değil, senin toplumsal varlığının gerekçesi olduğu için içtenlikle uyguluyorsun, ona gönüllü uyuyorsun. Burada ahlakta gönüllülük esastır. Hukukta ise geçerli olan, kesinlikle zorunluluktur.

Ahlakın olması için, toplumun olması lazım. Toplumun olduğu yerde ahlaktan söz edilebilir. Ahlakın bazı olumsuz yanları da vardır. Katılaşma, dogmatikliğe kayma konusu önemlidir. Toplumun, bireyin gelişmesi önünde engel olması, biraz da ondaki bu kuralların alabildiğine katılaşmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Onun için etik kavramı büyük önem taşır. Etik, pratik ahlaktır. Önderlik etik ve estetik üzerinde çok duruyor. Etik kural olmadan yaşam olmaz. Etik kurallar koymak önemlidir. Öyle bir otorite önemlidir. Bir de kural, etik ve estetiğin yan yana gelmesi, kuralın yaratıcılığın önüne geç-memesini anlatıyor. Yaratıcılığın önüne geçen bir kural, gerici bir kuraldır. Ortaya konulan kural, etik kural, etik ölçü, değer, yaratıcılık geliştirmelidir. Onun önünü açmalıdır, yaratıcılığı geliştirebilmelidir. Onun için yaratıcılık kavramı önemlidir. Ahlaki konularda böylesi bir yön var.

Dogma Dinsel Bir Kavramdır

Birey-toplum dengesi büyük önem taşıyor. Sonuçta özgürlük için toplumsal bir zemin gerekir. Ama öyle bir an gelir ki, aklın ve özgürlüğün gelişiminin zemini olan toplum, aklın ve özgürlüğün gelişimi önünde engel duruma gelebilir. Dogmatizm buna yol açabilir. Dogmatizm katılaşmadır. Dinin değişmeyen kurallarına dogma diyorlar. Dogma dinsel bir kavramdır ve dinde değişmeyen ölçü-kural demektir. “La ihale illallah” diyorlar. Allahtan başka ilah yoktur anlamındadır ve bu bir dogmadır.

Dinin en önemli boyutu ahlaktır. Dindeki olumlu yan da bununla bağlantılıdır. Dinin özü ahlaktır ve toplumsallıkla bağlantısı da zaten buradan gelir. Her peygamber yeni bir toplum kurar. Çıkışı Firavun-lar ve Nemrutlara karşıdır, toplumu savunur, toplumun sözcüsüdür. Ama o da zamanla kural koyar ve bu kurallar tersine de rol oynayabilir. Önemli olan, bu katılaşmaya karşı sürekli toplum içerisinde ve toplumla birlikte, her zaman mücadele içinde olmaktır. Zaten özgürlük de böyle gelişir. Kendini aşmak da böyle ortaya çıkar.

Toplumun sürekli değişime ve dönüşüme açık olması, biraz da özgürlük bilincinin bu tarzdaki derinliğiyle, dolayısıyla dogmatikleşmeye karşı alınan tutumla da bağlantılıdır. Sürekli reform yapmak gerekir. Kurumlara bile Önderlik “dönüşüme açık olmak” koşulunu koydu. Toplumdaki yapısallıkları, dönüşüme açık kurumlar olarak tanımladı. Anlamsallığı da, bu kurumların anlam düzeyi, içeriği olarak değerlendirdi.

Katılaşma daha çok madde boyutunda oluyor. Felsefede şu var, anlam maddeyi aşmak ister, madde ise anlam kazanmak ister. Maddenin amacı anlamlaşmak, anlamın amacı maddeyi aşmaktır. Ama madde anlamlaştı mı, daha çok dogma eğilimine bağlı olarak, onu hep korumak ister. Ama anlam ise, hep maddeyi aşmak ister. Bunun ifadesi, enerji dediğimiz olgudur. Burada aşma kavramı zaten önemli bir kavramdır.

Her gelişme, her oluşum zaten bir kendini aşma durumudur. Aşma, bir başka varlığa, bir başka şeye dönüşme demek değildir. Aşma, mevcut olanın üzerine bir şey eklemektir. Tarihsel olarak şunu demiyor muyuz, “Tarihi ve geleceği, tarihi ve geleneği ne kadar iyi biliyorsan, yine tarihi ve geleneği içselleştirdiğin ölçüde ve üzerine eklediğin kadar, günümüz ve geleceği değiştirebilir ve dönüştürebilirsin.” Önce tarihi ve geleneği içselleştiriyorsun, onun bilinciyle donanıyorsun, onunla bağ kuruyorsun, ama bu yetmiyor; sen onun üzerine ne ekleyeceksin. Kendini aşma, bunun üzerine bir şeyler eklemektir. “Deryada katre misali bile olsa, senin eklediğin şey önemlidir ve açıklamayı gerektirir” diyor Önderlik. Bu nedenle bu boyut, ahlakilikteki donma riskini etik kurallarla, toplumsal etikle giderme, böylelikle yaratıcılığın önünü açma, değişim ve dönüşümün önünü açma büyük önem taşır. Bu da toplumsallık, bireysellik dengesini korumayla bağlantılıdır. Burada özgür birey kavramı, topluluk büyük önem taşır. Demokratiklik açısından toplum önemlidir. Önderlik, “Batı demokrasinin bireye dayandığını, Doğu demokrasisinin ise daha çok topluluğa dayandığını, topluluğu esas aldığını, o açıdan Doğu’da demokrasinin temellerinin daha güçlü olduğunu” ifade etti. Ama yine de özgür birey önemlidir. Önderliğin demokratik ulus inşasında esas aldığı ilk madde, özgür birey ve demokratik komün yaşamıdır.

Geleneği Gözü Kapalı Uygulamak Ahlakilik Değildir

Öncelikle özgür bireyin inşasıyla işe başlıyoruz. Özgür birey, demokratik komünal yaşamı ortaya çıkarır. Özgürleşmemiş birey ise, köle bireydir. Bizim yaratmak istediğimiz sistem, bilinçli insana, aynı anlama gelmek üzere, özgür bireye tekabül eder. Özgür birey, demokratik toplumun kök hücresidir, demokratik toplum özgür bireye dayanır. Bu nedenle özgür bireyde kendi farkındalığı çok büyük önem taşır. Kendi gerçekliğinin farkında olan birey, özgür bireydir. Bilinçle, bilmekle bağı son derece nettir. Farkındalık, bilmekle bağlantılıdır. Ahlakilik onunla bağlantılıdır. Bilmeyle ahlakilik arasında bağ vardır. Bu açıdan ahlakilik ve özgürlük arasında kesinlikle bağ vardır. Bir geleneği gözü kapalı uygulamak, ahlakilik anlamına gelmiyor. Ahlak, en genelde töre olarak da değerlendirilebilir, gelenek olarak da değerlendirilebilir. Töreye, adetlere, ananelere bağlı olmak, onları olduğu gibi uygulamak, ahlaki olmak anlamına gelmiyor. Bu doğru değildir.

Ahlakilik, inşada en çok karşımıza çıkan bir olgudur. Ahlakilik, iş yapmakla bağlantılı olarak ele alınabilir. İşini ne kadar iyi yapıyorsan, bu senin ahlakiliğinin ölçütüdür. Fikir-zikir-fiil diyoruz. Zikir ve fiil alanı, aslında politika alanıdır. Zikir bir düşünceyi yaymaktır, bir düşünceyi bir başkasıyla paylaşmaktır, onun propagandasını yapmaktır, onu örgütlemektir. Düşüncenin yayılması ve örgütlenmesidir zikir.

Fiil, bunun örgütlü eyleme geçmesidir. Bu üçü birbirine bağladır. Ama özellikle de fiil alanı, ahlaki alandır. Asıl ahlaki alan fiilde, eylemin içinde ortaya çıkar. İyi iş yapmanın en güzel şekilde olması, ahlaki bir ölçüyü oluşturur. İşte Zerdüşt’te ahlak neydi? “Doğru düşün, güzel konuş, temiz iş yap” diyor. Yine orada işin temiz ve en iyi şekilde yapılması, ahlakiliğe giriyor.

Toplum tartışan bir olgu. İş için bir araya gelen, ne tür işlerin yapılması gerektiğini öncelikle ortaya koyan, ondan sonra o işlerin üzerinde yapılması konusunda tartışan, bu tartışma çerçevesinde işin yapılması konusunda kararlaşan, sonra işin yönetimini oluşturan, sonra denetleyen ve bu şekilde iş yapan bir oluşumdur. Bunlar olmadan toplum olmaz ve tartışma olmaksızın toplum olmaz. Ama bir de bir iş en iyi şekilde yapıldığında, o artık bir kurala dönüşür ve herkes ondan sonra onu esas alır. Bu boyutuyla başlangıçtaki ahlakilik, doğal toplumdaki ahlakilik, doğrudan çalışmakla bağlantılı, topluma yararlı olmakla, toplum için yararlı işleri en iyi şekilde yapmakla bağlantılıdır.

İlk süreçlerde iyi-kötü-ahlaklı biçimindeki ayrışım çok fazla gelişmiyor. Sınıflaşma çok yoktur, devletleşme yoktur. O dönemdeki ahlakilik daha farklı, daha anlamlıdır. Ama sonradan sınıflaşmanın gelişmesiyle birlikte, devletin ve iktidarın ortaya çıkmasıyla, ahlakın alanı da değişime uğrar. İyilik -kötülük ahlakı, belirgin bir biçimde ortaya çıkar. İktidar kötüdür, iktidara yamanmak kötüdür. Tersi, iktidarın dışında kalmak iyidir. İyilik-kötülük ahlakı, oradaki gelişkinliği de insan rahatlıkla hissedebilir.

Belki insanı tanımlayacağız. Ahlakilik topluma yararlılıkla bağlantılıysa, seçim yapmakla bağlantılıysa, insan seçimini herhalde her zaman toplumdan yana yapar. Topluma en iyi şekilde hizmet etmekten yana yapar. Bir de ahlakilik, başkası için yaşayabilme gücüdür. Başkası için yaşayabilme potansiyeli, gücü, bunun aktifleşmesi, insanın en güzel tanımlarından biridir. Toplumsal insan, başkaları için yaşayabilen insandır. Sen başkaları için yaşarsan, başkası senin için yaşar. Zaten bunu, bozulmamış bir aile olgusunda bile çok net bir biçimde görebilirsiniz. Orada her biri bir diğeri için yaşar. Bozulmuş ailelerde öyle değil, kardeşler arasında bile bir sürü sorun vardır. Ama böyle komünal bir ailede, komünal değerlerin yoğunca yaşandığı bir ailede bunun tam tersi söz konusudur. Anne çocukları için yaşar, aynı şey baba için geçerli, aynı şey kardeşlerin her biri için geçerlidir.

Yine kültür ve uygarlık etrafında, ya da bir başka deyişle, devletçi uygarlık sistemiyle, demokratik uygarlık sistemi etrafında da bu kavramları değerlendiriyoruz. Ahlak, demokratik uygarlığın temel özelliklerinden biriyse ve onu ilgilendiren temel bir kavramsa hukuk da benzer bir şekilde, devletçi uygarlık sistemini ilgilendiren bir kavramdır. Hukuk kelimesi Arapça bir kelimedir ve haklar kelimesi-nin çoğulunu ifade ediyor. Haklar anlamına geliyor. Fakat özünde hak gaspı vardır. Hukuk, toplumun dağıtılmasına denk düşüyor. Özü odur, çünkü toplumdaki ahlaki örgü çözülünce, yerine yeni bir kural sistemi olarak, hukuku ikame etmek gerekiyor. Dolayısıyla bir yerde ne kadar ayrıntılı hukuki belirlemeler varsa, o kadar toplumda çözülme vardır ya da toplumsal alan o ölçüde daralmaktadır ve aynı zamanda devletin alanı, o kadar genişlemektedir diyebiliriz.

Öz itibariyle, toplumun kurallı yaşam alanına biz ahlak diyoruz. Devletin kurallı yaşam alanıysa hukuku oluşturuyor. Tabii Önderliğin çok değerli ve çok anlamlı belirlemeleri var. Önderliğin bir belirlemesi de, ahlakın devletleştirilmesinin hukuk olduğu tarzındaki belirlemedir. Ahlak devletleştirilince hukuk oluyor. İkisi arasındaki bağ, her ikisinin de kuralla ilgili olmasıdır ve o açıdan önemli. Ama burada belki de Önderliğin bu belirlemesinin doğurduğu sonuçları vardır.

Madem hukuk ahlakın devletleştirilmesiyse, o zaman hukukun içeriğindeki ahlakı açığa çıkarmak, orda hukuka içerilmiş ahlaki ölçülere, değerlere, kurallara inmek, onlara sahiplenmek ve onlarla birlikte toplumu savunmak önemlidir. Dolayısıyla bu tarzdaki bir hukukla toplumu savunmaya çalışmak, anlam ifade ediyor. Tümüyle hukukun reddi doğru olmayabilir.

Kültürel Soykırım

İnsan zaten krizli bir kişiliktir. Devrimci kişilik, her zaman krizli kişiliktir. Yeniden doğuş için o kriz aralığı gerekiyor. Kaos aralığı lazım ki...

Demokratik Ulus

Devlet ne kadar temiz bir araçtır? İktidar ne kadar temiz bir araçtır? Bu araçlarla en soylu amaçlar gerçekleştirilebilir mi? Önderlik açısından bu ciddi bir yargılama konusu ve temel...

Eğitim, Yaşamı Öğrenme ve İş Yapmaya Hazır Hale Gelme İşidir

Önderlik gerçeği bir eğitim gerçeğidir. Parti tarihimiz bir eğitim mücadelesi çalışması tarihidir. Aslında bir boyutuyla parti tarihi ...

2017 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[[email protected]]