24/11/2017

HBDH ve Ortak Mücadelede Dönem Perspektifi

Bu bakımdan Halkların Birleşik Devrim Hareketine ihtiyaç oldu. Belirttiğim nedenlerle hareketler de bu konuda duyarlı olunca hızlı bir biçimde bir ittifak oluşturduk. Bir toplandık...

 

 

 

 

Duran KALKAN

Birleşik Devrim Hareketi aslında biraz da demokratik öz yönetim direnişlerinin ortaya çıkardığı sonuçlar üzerinde gelişen bir birlikteliktir. Ortak hareket etme tutumudur. Buna ilham veren kesinlikle Cizre ve Sur başta olmak üzere 2015-2016 kışındaki Bakur kentlerindeki direnişlerdir. İki şeyin etkili olduğu gözüküyor. Toplantılarda anlaşılan o. AKP-MHP faşizminin amaçları ve hedefleridir. Bu konuda 24 Temmuz 2015’ ten itibaren Kürt halkına karşı başlattıkları saldırının Türkiye demokrasisi açısından ifade ettiği anlam. Birçok hareket, özellikle şehirlerdeki o ağır yakma-yıkma işkence durumlarını görünce şu kanaate ulaşıyor, bu saldırılar bütün Türkiye demokrasisine dönüktür. Aslında Kürdistan, Kürt halkı ve Kürt Özgürlük hareketi şahsında ezilip tümden yok edilmek istenen Türkiye demokrasi hareketidir. Eğer mevcut saldırıda AKP-MHP faşizmi başarılı olursa, Kürt özgürlük direnişini ezerse, o zaman Türkiye’de demokrasi adına ne bir duygu ne bir zihniyet ne bir örgüt ve eylem kalır. Hepsi yok olur. Kürdistan’da ezilmek istenen esas olarak budur. O halde bu saldırıların başarısı Türkiye’de solu, sosyalizmi, demokrasiyi, devrimi her şeyi yok eder. Başarılı olmamalı. O halde başarılı olmaması için çalışmalıyız. Bu kanaat bütün örgütlerde güçlü bir biçimde oluşmuş, gelişmiş.

AKP-MHP faşizmini, 24 Temmuz 2015 yılından itibaren başlatılan topyekün özel savaş saldırısının, amaçlarının, hedeflerinin bu olduğunu görüyor, anlıyorlar. Buradan kendilerine dönük bir saldırıyı görüyorlar ve bir sorumluluk-görev düşüyor. İkincisi; sokaklarda gösterilen direnişin etkisidir. Bir avuç silahlı direniş güçlerinin aylarca şehirleri savunabilme durumudur. Bu direnişlerin devleti içine soktuğu zor durumlardır. Buradan da direnişe dair umutları, heyecanları gelişiyor. Başarılı olabilir görüyorlar. Özellikle kış ortasında bu eğilim daha çoktu. Sonuçları biraz bunu gölgeledi. Sonuca doğru götürülseydi şehir direnişlerinin bu yönlü etkisi örgütler daha güçlü olacaktı. Orada bizim hata ve eksiklerimiz olumsuz rol oynadı. Direnişlerin çeşitli çevreler üzerindeki etkisini biraz azalttı. Fakat yine de öyle bir etki kesinlikle ortadan kalkmış değildir. Çünkü değerlendirme güçleri var. Değerlendiriyorlar. Paris komünüyle, Moskova direnişi ile kıyaslıyorlar vb. Birçok direnişler var. Onlar teorik olarak bütün bunların üzerinde daha çok duruyorlar. Onlarla kıyasladıklarında Cizre’de, Sur’da yaşananları çok daha görkemli görüyorlar. Bunun verdiği bir umut var, heyecan var. Bunların sonucunda oluştu. Bir yanda umut, bir yanda sorumluluk var. Aynı zamanda faşizmin başarısının mutlaka önlenmesi gerektiği kanaati var. Önlenemezse Türkiye’nin çok uzun sürece yayılacak tehlikeli bir karanlık içerisine gireceği yönünde görüşler, kaygılar var. Bu temelde umudu pratiğe dönüştürmek, bu kaygıları önleyecek şekilde faşizmin başarısını durdurmak, tersine faşizmi yenilgiye uğratmak üzere bir şeyler yapmak, mücadele etmek doğrultusunda duygular, anlayışlar ortaya çıkıyor-gelişiyor.

O halde ne olacaksa devrimci demokratik güçlerle olacak. Bunun netleşmesi ortamında bizim de devrimci-demokratik güçlerle ilişki geliştirerek o hareketi güçlendirme yönünde karar alma durumumuz var. Bu yönlü bizimde ön açıçı, teşvik edici, yaklaşımımız oldu. Böylece hızla yeni bir ittifak oluştu. Daha önceki ittifaklarda ADYÖD bir biçimdi. Birleşik Direniş Cephesi bir biçimdi. Daha sonra 90’ lı yıllarda güç birlikleri oluştu. Biz de içinde yer aldık. Çeşitli biçimlerde vardı, ama ortak cephe ve devrim birliğine gitmedi. Güç birliğiydi, dayanışma birliğiydi. Yurt dışında oldu. Biraz Türkiye’ye yansıtılmaya çalışıldı. Zayıf bir konumda kaldı. Onları aşmak üzere şimdi Halkların Birleşik Devrim Hareketi (HBDH) benzer bir biçimde ama daha kapsamlı bir hareket olma hedefi güdüyor. Legal HDP ve HDK var. Yasal çerçeve oluyor. Onlar demokratik siyasetle bağlantılıdır. Onlarla yetinemezdik. Eğer çözüm süreci gelişse, ateşkes derinleşse, barışa doğru gitse, demokratik siyaset temel mücadele olarak rol oynar hale gelseydi o zaman HDP ve HDK yeterli olabilirdi. Bu tarz bir birliğe gerek kalmazdı. Ama 24 Temmuz’dan sonra tersi oldu. HDP ile HDK’nin zemini daraldı. Aslında normalde kapatılmış olmaları gerekiyor. Sadece parti kapattı denmesin diye AKP kapatmıyor. Resmiyette tutuyor, ama HDP adına ne bıraktı? Eşbaşkanları, milletvekilleri, hepsini tutuklattı. İçini boşalttı. Posası duruyor, görüntüsü var. Dolayısıyla bu saldırı ortamı onların yapacağı iş değil. Devrimci halk savaşı ortamındayız. O halde devrimci örgütlerin işbirliği, radikal mücadele işbirliği geçerli olur, etkili olur.

Bu bakımdan Halkların Birleşik Devrim Hareketine ihtiyaç oldu. Belirttiğim nedenlerle hareketler de bu konuda duyarlı olunca hızlı bir biçimde bir ittifak oluşturduk. Bir toplandık, tartıştık, neredeyse sonunda haydi birliği ilan edelim noktasına gelindi. Çünkü herkes mevcut gelişmelerden etkilenmişti. Onları değerlendiriyordu. Bundan dolayı bir ihtiyaç görüyordu. Ondan dolayı bir ihtiyaç gelişmiş oluyordu. Sonra bir protokolü var, ilkeleri var, örgütlenme tarzı var. Öyle dar örgütlerin ilkesiz bir biçimde, ilkesiz bir ittifakı değildir. Bir hedefimiz var. Ona göre isimlendirdik de. HBDH aslında AD-YÖD’ den Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesi Hareketine kadar gelen anlayışın devamıdır. Türkiye ve Kürdistan devrimlerini birleşik devrime götürme hedefine bağlı bir örgütlenme. Stratejik müttefik olan iki hareket. Devrim hareketi. HBDH, bu stratejik ittifakı içeriyor.

Bu temelde “sadece bir direniş yapalım güç birliği yapalım” düzeyinde kalmayalım istedik. Süreç devrim süreci. Ortada devrimci mücadele var. Bu dönemde mücadele edeceksen devrim yapacaksın. Devrim yapmazsan yürüttüğün mücadelenin içinde bulunulan koşullardan uygunluğunluğundan söz edilebilir. Devrim yapamazsan geride kalmış, süreçten kopuk bir mücadele yürütmüş olursun. Öyle olunca da HBDH, ortak devrim yapmayı hedefleyen bir çerçevede oldu. Cepheye karşı çıkan bazı örgütler vardı. Cepheleşmeyi ilke olarak fazla başarılı bulmuyorlar. Bunun için ismi cephe olmadı, devrim hareketi oldu. Devrimci hareket diyenler var, öyle değildir. Devrimci hareket, yani mücadele eden bir hareket sonucu ön görüyor. Bu devrim hareketi  sonucu belirliyor. Süreç devrim süreci ve süreci öyle değerlendiriyor bu hareket. Dolayısıyla mücadeleyi devrim yapma hedefi ile ele almalı.

Aslında daha bütünlüklü, iddialı ele alınsa ve daha sıkı eylemselliklerle yüklenilseydi şehirlerde etkili silahlı eylemler olabilirdi. Fakat örgütler de buna hazır değillerdi. Ortak harekette de böyle şeyler olabilirdi. Önce biraz tanışma gerekliydi, hemen birlikte şöyle iş yapalım hem de en zor askeri faaliyetleri, kolay değil böyle ortak örgüt olmak. Bu anlayışın gelişmesi lazımdı. Geçen yıl biraz böyle geçti. Siyasi eylemli kitle direnişi olabilirdi. O konuda da ilişkiler biraz zayıftır. Bir de operasyon yediler. Aslında bizim ele alışımızda devrimci demokratik cephe heyecan yaratması düşmanda korku yarattı. AKP-MHP faşizmi daha ciddi yaklaştı bu harekete tabii karşıt olarak. Tehlikeli buldu kendisi için. Aslında Gezi Direnişini daha geniş ele alabilirdik. Nasıl korku yarattı o? 6-8 Ekim 2014 nasıl korku yarattı? Birleşik Devrim Hareketinde biraz onları gördüler. Onun için daha öyle bir kitle hareketine dönüşmeden önünü almak için kuruluş ilanından kısa bir süre sonra kapsamlı operasyonlar geliştirdi. Yer alan birçok örgüt yoğun polis baskınına uğradı ve tutuklanmalar yaşandı. Böyle bir birleşik hareket kurmuş olmaktan dolayı. Buna saldırdılar. Daha eyleme geçmeden, yeterli hale gelmeden darbelemek, zayıflatmak istediler. Zaten bilenen zayıf bir durum var, var olanı da daha da zayıflatmak istediler. Bu da önceden tedbirli, hazırlıklı olmayınca darbelere açık hale getirdi ve çok tutuklamalarla örgütler darbe yediler. O açıdan hareket etmede, ortak eylemler geliştirmede zorlanılıyor. Bu durumu aşmak için bir çaba var. Daha fazla ciddi olma, radikal yaklaşma durumu var, insan onu gözlüyor. Fakat faşizm çok kapsamlı ve her şeyi denetliyor. Kolay değil yani, o durumu aşmak büyük bir çaba ve mücadele gerektiriyor. Biraz eyleme dönüşememe bunlardan kaynaklandı.

Bir de kadın ve gençlik ortak mücadelesini yürütmede gecikme oldu. Bu konuda da biraz çağrılar yapalım, iradeye çok fazla karışmayalım, örgütlü yapılar kendileri yapsın gibi bir düşünce hakimdi. Bu işi örgütleyip yürüten yönetim mekanizmalarında sanki o yaklaşım biraz muğlak bırakıldı. Biraz daha işin üstünde durucu olmak gerekliydi. Bunun sonucunda geç kalındı. Sadece çağrılar ve genel aktarımlarla bir araya gelme, gençlik kadın toplantıları yapma, ortak eylem planları oluşturma, eyleme geçme yönünde ciddi eksiklik yaşandı. Bu da bir özeleştiri konusu, onu da genel yıllık değerlendirmede özeleştiresel bir yaklaşımla ele aldı ve şimdi pratikte uygulanması yönünde daha sık üstünde duruyor. Kadın örgütlülüğü gelişiyor. Gençlik örgütlülüğü çağrılar yapıyor basın üzerinden. Şubat ayında da toplantılar olacak. Gençlik örgütlerine dönük çağrılar oldu. Kendi zemininde daha çok kitleye dayalı ortak planlama ve örgütlemeye gitme, ortak eylemliliği de bu temelde geliştirmeye dönük çağrılar var. Komalen Ciwan örgütünün biraz aktif olması gerekiyor bu konuda. Eksik kaldı ama arkadaşlar genelde kaldılar, onun için bir şey diyemiyoruz. Yani Komalen Ciwan kendi çalışmalarını çok etkili yürüttü de HBDH bölümü eksik kaldı diyemiyoruz ki. Bundan dolayı HBDH’yi geliştirmeye öncülük edemedi. Kendi örgütlenmesi yok ki diğer gençlik örgütlerinin çekim merkezi olabilsin ve toparlayabilsin. Ancak kendisini geliştirebildikçe yapılabilir. Şimdi yavaş yavaş yapılabiliniyor. Umut ediyoruz ki bu önümüzdeki süreçte kendisini de örgütlemenin bir yöntemi olarak Türkiye’deki devrimci gençlik hareketlerini bir araya getirmeyi ele alacak. Onları harekete geçirecek, aynı zamanda da kendi örgütlülüğünü de geliştirecek. Kürt gençliğini daha örgütlü ve eylemli kılacak. Bu bakımdan yeterince bu çalışmayı yapmaya hazırlıklı olamadık. 5. Kongre toparlanma ve hazırlanma hedefini yeni yeni hayata geçirecek, pratik adımlara dönüştürecek düzeye geliyor. Böyle olunca da Birleşik Gençlik Hareketini örgütleme zayıf kaldı. Bu süreçte daha fazla ertelemeden geliştirmek lazım. Gençlik ve Kadın Hareketleri örgütlenirse bu gerillayı da besler. Gerillayı geliştirmeye aday bir çekirdek bir süredir var. Örgütlerin önemli bir kısmı gerilla ortamındalar. Savaş içerisindeler, kendilerini eğitiyorlar, tecrübe kazanıyorlar. Belki çok geniş bir ordulaşma olmaz ama zaten buna gerek de yok fakat bir silahlı güç örgütleyebilecek bir yapı hızla ortaya çıkar.

Onun öncülüğünü yapacak kadro var. Gençlik ve Kadın Hareketi de hem onu besleyecek hem de devrimci kitle hareketini açığa çıkaracak bir kitle hareketine yönelirse, bir güç birliği yapılırsa o temelde gelişebilir. Bizim de doğru ve ciddi yaklaşmamız lazım. Biraz emek ve çaba harcamamız lazım. Onlar yapsınlar sonuç öyle ortaya çıksın biçiminde bir yaklaşım gösteriyoruz. Biz Kürdistan’da Kürt Gençliği ile meşgulüz, kendi işlerini kendileri yapsınlar yaklaşımı bizde ortaya çıkıyor, bu doğru değil. Yani öyle olsa iyidir ama olmuyor. Ondan sonra başkaları yapmıyor demenin pratikte hiçbir değeri olmuyor. Yapmak gerekiyor. Yapan yoksa sen yapacaksın. Yapmıyorsan sen de onlar kadar sorumlusun. Durum böyle açığa çıkıyor. Bizim de biraz daha ciddi yaklaşmamız gerekiyor, çaba harcamamız lazım. Kürdistan’daki gelişmelerin devam edip sonuca gitmesi buraya bağlı. Bunun tersi milliyetçi görüştür. KDP bize diyor ki “ ne uğraşıyorsunuz Türkiye ile”, kaçmış hainler diyor ki “Kürt cephesi yaratacaklarına şununla bununla uğraşıyorlar, Kürtlükle alakaları yok, siz kendinizle uğraşın” diyorlar. Uğraşıyoruz da sorun yaratan Türkiye’dir. Çözüm yaratacak Türkiye’dir. Bu Kürtlerin yarattığı bir sorun değil ki. Bu kapitalist modernitenin yarattığı bir sorun. Dolayısıyla orada çözeceğiz. Adına Kürt sorunu diyoruz ama öyle değildir. Türkiye’deki faşist, soykırımcı, ırkçı, şoven yaklaşım sorunudur. Sorun olan, sorunu yaratan bu yaklaşımdır. Dolasıyla orada çözülecek. Yoksa Kürdistan’daki sorunu biz çözmüşüz. Kürtlerinki zayıflıktı, bilinçsizlikti ve örgütsüzlüktü, bunu da Önder Apo en bilinçli en örgütlü bir biçimde ortaya çıkardı. Kürt toplumu açısından çözülmesi gereken sorun çok büyük oranda çözüldü. Çözümsüz kalan yer Türkiye ayağıdır. Küresel ayaktır, bunu çözeceğiz. Kendi kendimize oturalım buruda niye çözmüyorlar diyelim. Milliyetçilik öyle diyor. Bu bize hiçbir şey kazandırmaz.

Yani bu KDP ve Güney’deki durumu iyi anlamamız lazım. PKK sırtına binmişler, PKK’yi yumrukluyorlar. Bu kadar kendini bilmez bir toplululuk. Biz onların bir jandarma ile konuşamadığı zamanı iyi biliyoruz. Şimdi Başbakan ayaklarına geliyor. Kimin sayesinde? Barzani mi yaratıyor bunu, ne alakası var. Hepsi PKK’nin gücü ile oluyor ama onlar kendilerini kandırıyorlar. Hem PKK’nin sırtına binmişler, onun gücü ile yiyor içiyorlar, hem de PKK’yi habire taşlıyorlar. Bunu doğru anlamamız lazım. Yani zaman zaman biz tartışıyoruz bunlara gerçeği göstermek için, acaba “bu PKK’yi yok ediyoruz” diyelim bakalım ne olacak, ne yapacaklar. “PKK’yi Güney’den çekiyoruz” diyelim, herkesten çok Barzani’ler karşı çıkacaklar. Ne sanıyorsunuz? Basında söyledikleri gibi mi her şey? Gerçek öyle değildir. Toplumu aldatmak için söylüyorlar. Yoksa gerçek durumu bilemiyor değiller. Şunu söylemek gerekiyor, onlar PKK’nin sırtından böyle yapıyor. Biz onlar gibi yapamayız. Kimin sırtından yapacağız? PKK doğru mücadele ediyor, etkisinde de KDP ve diğerleri yaşıyor. PKK onlar gibi yapsa o zaman kimin sırtından yapacak. Yoktur öyle bir şey. O nedenle o tür görüşler uydurma, milliyetçi görüşlerdir. O görüş sahiplerinin hepsi kapitalizme, emperyalizme bağlayan görüşler oluyor. Oradan aldıkları destek ile güya ayakta kalmaya çalışıyorlar. Halbuki bir alıyorlarsa on veriyorlar onlara. Yine de PKK’nin ve Kürt halkının cesur ve fadakar mücadelesi oluyor. İnsan bir teşekkür eder hiç olmazsa. Saygıyla yaklaşır buraya, onu da yapmıyorlar.

Bu nedenle biz önemseyeceğiz bunu. Kürt sorununu çözmek, özgürlüğünü sağlamak istiyorsak demek ki ırkçı, faşist, şoven, milliyetçi yaklaşımı çözeceğiz. Orası çözülmeden Kürtlerin özgür olması, var olması ve öz yönetim gücüne kavuşması mümkün olamaz. Demek ki Türkiye’deki durum Kürtlerin öz sorunudur. Bizim dışımızda, bizden uzak diyemeyiz. Desek de kendimizi kandırmış oluruz. Pratikte başarılı bir çalışma yapamayız, gelişme sağlayamayız. Sonunda başarılı bir pratik ortaya çıkaramayız. Başarılı olmak istiyorsak Türkiye’deki demokratikleşme sorununu çözeceğiz. Kendi öz sorunumuz göreceğiz, çaba harcayacağız. Onun için de devrimci demokratik mücadeleye öncülük edeceğiz. Oranın bir parçası, onun içinde göreceğiz. Türkiye’nin devrimci demokrasisini bizim dışımızda bir hareket olarak görmeyeceğiz. Bizde bu eğilimler var, bu da pratiğin gelişmesini engelliyor. Bu dar milliyetçi eğilimdir. Bu tür anlayışta olanlar Kürt milliyetçiliğinin etkisindedirler. Doğru görüş o görüş değil. Onun için içimizdeki zayıflıkları da, milliyetçi egemen etkileri de aştıkça Türkiye’deki devrimci demokratik mücadeleye öncülük edebiliriz. Öncülük etmemizi istiyorlar. HBDH’deki durum öyledir. Geçmişte Kürtler güçlenmişlerdi, o güç kendilerini geriletiyor diye korkuyorlardı. Şovenizmin etkisidir bu yani. Şimdi bu büyük ölçüde kırılmış durumda.

PKK’nin gücünü Türkiye’nin gelişmesi yönünde kullanmasını istiyor ve bekliyorlar. Katılım gösterilsin, öncülük edilsin birlikte yapalım diyorlar. Bu önemli bir gelişme. Bunun karşılığı olarak tabii bizim de kendimizi öyle görüp ona göre katılım gösterip çalışmaları geliştirmemiz lazım. Kendi gücümüzü katmamız gerekiyor. Özellikle Türkiye’deki Kürt tolumunun varlığını ve örgütlülüğünü Türkiye halklarının demokratik örgütlendirilmesi ve eylemine öncülük edecek bir düzeyde seferber etmeliyiz, katmalıyız. Onlardan ayrı durun dememeliyiz. Kendi özgün örgütlülüklerini geliştirsinler tabii. Öyle bir şey olsun ama kendi kabuklarının içine çekilip daralıp kalmasınlar. Oradan bir fayda çıkmaz. Kendilerini örgütledikleri kadar Türkiye toplumunu ve halklarını örgütlesinler, Türkiye’deki devrimci demokratlara öncülük etsinler. Onlara çaba harcasınlar ki Kürdü imha etmek isteyen zihniyet ve siyaseti aşabilelim. Kürt varlığı ve özgürlüğünü garanti altına alalım, yoksa başka türlü olamaz. Türkiye’de şunu bunu eleştirerek biz Kürdistan’da bir şey kazanamayız. Türkiye’de birileri devrim yapsın da bizim sorunumuz çözülsün. Yaparsa iyi ama ya yapmazsa. O zaman çözülmez. Peki biz  o zaman bekleyebilir miyiz? Diyebilecek miyiz “ne yapalım filanlar devrim yapmıyor, biz de onun için bekliyoruz“, öyle diyemeyiz. O açıdan çok zamana yaymadan hızla Türkiye’deki bu faşist zihniyet ve siyeseti yıkacak, demokratikleşmeyi geliştirecek bir örgütlenmeyi, eylemi var edelim. Türkiye’deki mücadelemizi bunu geliştirecek şekilde yapalım. Bunun için Gençlik ve Kadın Hareketlerine çok büyük bir önemli görev düşüyor. Kadın, cins çelişkileri temelinde ulusların ötesine geçiyor. Türkiye kadın örgütleri arasında da dar ama belli bir örgütlülük var. Sürekli katliamlar yaşanıyor ve tecavüz kültürü çok önde. Dolayısıyla  kadın dayanışması ileri düzeyde geliştirilebilir. Türkiye’deki devrimci demokrat hareketi geliştirmek için kadın hareketlerine çok büyük görev düşüyor. Birleşik Kadın Hareketi’nin hatta Birleşik Kadın Devriminin rolü çok güçlü olacak. Özgür kadın hareketimizin yaklaşımı zaten böyle ama daha da fazla geliştirmesi gerekli.

Gençlik de radikalizmiyle böyle tabii. Okullarda birlikte eğitim görülür, özellikle üniversitelerde böyledir. Diğer yandan yaşamda çoğunlukla ortaklık var. Arayışçılık, demokratik özgür gelecek ön görmede birliktelik var. Türkiye gençliği belli bir şoven, gerici yaklaşımla zehirlenir ama Kürdistan sömürüsünden, yakılıp yıkılmasından fayda sağlayan bir konumda değil. Hümanizmiyle, duygusallığıyla bu tür haksızlıklara herkesten önce karşı çıkmaya hazır bir topluluk. Dolayısıyla bu yaklaşımı ile güçlü. Gençliği ortak harekete çekmek daha kolay. Diğer yandan işçiler, emekçiler, memurlar diyoruz, onlar da olabilir fakat onlar biraz daha geride kalıyor. Gençlik daha hızlı bütünlük sağlayabilir. Dolayısıyla gençlik hareketi, kadın hareketi gibi öncülük etmesi lazım. Birleşik Gençlik Hareketi’ni erkenden geliştirmesi gerekli. Yoksa sadece Kürdistan’da mücadele ederek hiçbir sonuç alamaz. Kaldı ki gençlik hareketi hep böyle bölgesel, küresel ilişkiler kurmak ve öyle bir örgüt olmak istiyor. Bunun yolu önce Türkiye’de ortak bir gençlik örgütlülüğünü yaratmaktan geçiyor.

O halde bizim de idrak ederek, hissederek ona göre davranmamız lazım. Yani en azından örgüt Komalen Ciwan’ın Türkiye örgütlenmesini, Kuzey Kürdistan dışında örgütlenmesini Türkiye devrimci gençlik hareketini örgütleyip bir ittifak dahilinde geliştirme hareketinin bir parçası olarak görmek, ona öncülük etmekle yükümlü görmek, kendisini örgütlemek kadar onu da örgütlemesi gereken bir hareket olarak görmemiz lazım. Çalışmalarımızı, eylemlerimizi ona göre planlamalıyız. O halde Türkiye’deki eylemlerimize de ona göre dikkat etmeliyiz. Bu konuda da yanlışlık var. Kürdistan’da siviller zarar görmesin, toplum bizim toplumumuz zarar görmesin yoksa örgütleme yapamayız denilerek daha çok dikkat göstermek gerekiyor ama Türkiye’de ne olursa olsun deniliyor. Geçmişte gidildi bir sürü halk otobüsü yakıldı. İstanbul’da, diğer metropol kentlerinde, bunlar yanlış. Öyle yaparsan kazanmak gereken toplumu karşıya itmiş olursun. Hem de daha zor kazanabileceğin. Bunlar yapıldı. Bunlar duygusal ve tepkisel hareketlerdi. Akıllı hareketler değildi. Önderlik çizgisini, Kürdistan Devrimi’nin başarısını gerektirdiği hareketler değildi. Fayda getirmedi, zarar verdi. Öfkemizi biraz dindirdi ama siyasi ve örgütsel olarak zarar verdi. Devlet baskı ve işkence yapıyor, onun intikamı olarak böyle yaptık, şöyle yaptık diyoruz ama zarar görüyoruz. Dikkat etmemiz gerekiyor. Türkiye’de çok daha fazla dikkatli olmak gerekiyor. Eylemler yapılırken daha duyarlı olunmalıdır. Türkiye metropollerinde yaptıkları eylemlerinde sadece Türk toplumunu, değil diğer toplumları da etkilemelerini bilmeleri lazım. Amacı, yöntemi, tarzı, sonuçları öyle olmalıdır. Öyle eylemler yapmalıyız ki Türkiye halkı, devlet dışındaki tüm kesimler işte bizim için yapılıyor bunlar demeliler. Sahip çıkıp benimsemeliler. Eylemlerimiz bilinçlendirme aracı olmalı. Böyle olmazsa sonuç alamayız.

HBDH’yi örgütlemenin yolu da biraz oradan geçiyor. Devrimci kitle hareketini ve eylemlerini örgütleyip ortaya çıkarmamız lazım, yasal demokratik kitle hareketini değil. Onun koşulları şimdiki aşamada yok. Orta kesimle uğraşarak, demokratik eylem sınıfında kalarak kitleyi örgütleyip öne çıkamayız. Nereye gideceğiz? Radikal, devrimci eylem çerçevesinde halka gideceğiz. Gençlere, kadınlara, emekçilere, yoksul insanlara, ezilenlere gideceğiz. Faşizme karşı gelin mücadele edelim diyeceğiz. Onlardan gelişme çıkar, bu da HBDH çizgisidir. Devrimci ve radikal eylemleri esas alan bir hareket. Şu an savaş var, bu da devrimci hareketi gerektiriyor. O halde demek ki gençliği örgütlerken Türkiye’de mevcut durumda Birleşik Gençlik Hareketi’ni öne çıkarmalıyız. Türkiye’ye devrimci gençlik hareketini dayatacağız. Onun için Komalen Ciwan Türkiye’deki örgütlenmesini devrimci gençlik hareketi olarak tanımladı. Bunun ölçüsünü, eylem tarzını, gerekliliklerini, hareket tarzını iyi açığa çıkarmak, bütün metropol alanlarındaki çalışmaları buraya bağlamak lazım. O zaman doğru yapmış oluruz.

Demokratik Uygarlık Arayışları; Peygamberlik Geleneği – 2

Tufan hikayesi, son buzul döneminin etkisinde olan bir hikâyedir, iktidarın beğenmediklerinin üstüne tufan gibi gitme bilinci var ve ...

Demokratik Uygarlık Arayışları; Peygamberlik Geleneği – 1

Urfa, Harran, Kudüs, Mekke, gibi yerler peygamberlik merkezleri olarak bilinir. Buralar farklı arayışların, yani etnisitenin ölmediği

9 Ocak Paris Katliamı ve TC-Fransa ittifakı

Paris katliamı kadınlarda, gençlikte bir bütün Kürt halkında öfke yarattı. Gösterilen mücadele tavrı, kırılma değil

2017 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[[email protected]]