21/09/2017

Devrimin ve Sanatın Yolcusu Dağıstan Yoldaş

Geçmiş ve geleceğe armağan ettik dağ kokulu bakışlarını. Sonrasında Lolan suyunun kutsallığına bıraktık, hep aksın diye. Avuçladık suyu, önce öptük sonra da gözlerimizi kapatıp yüzümüze savurduk, damlalar düştükçe...

 

 

 

 

Bermal ÇEM

Dağlarımızın koçer çocuğu, yüreğimizin yoldaşı, sana bir demet ezgi topladık bastığın bütün mekânlardan. Şiirlerimiz öksüz kalmasın diye senden imgeler ördük yaşamımıza. Yürüdüğün patikalara duygularından tohumlar ektik, gülüşünle suladık sendeki anlamı ve hakikati. Geçmiş ve geleceğe armağan ettik dağ kokulu bakışlarını. Sonrasında Lolan suyunun kutsallığına bıraktık, hep aksın diye.  Avuçladık suyu, önce öptük sonra da gözlerimizi kapatıp yüzümüze savurduk, damlalar düştükçe tekrardan birikti ve koca deryalara yol aldı. Tüm mekânlarda can bulma, çoğalma aşkıyla aktı Lolan. Seni anlattık gözleri, tenleri yaşam kokan çocuklara, dağlara nakşettik özlemlerimizi, seni tekrar kucaklama umuduyla. Dağın her bir dokunuşuna senden bir anı, bir hayat ördük. Zamanın durduğu yerde yine sen aktın, yine sen vardın, geçmiş gelecek ve anın toplamından oluşan senin gerçeğin vardı. Yoldaşlarının anılarında hep gülen bir resimsin sen şimdi Daxistan yoldaş. Bazen inceden bir sızı olsa da, bazen ateşten bir özlem olsa da yine de koca bir gülüş olarak kaldın bizde, hep yaşayan hep canlı, bize saf temiz ülkemizin zozanlarını hissettiren koca bir yaşam. Daxistan yoldaş hep bir koçer çocuğun sadeliğiyle yaşadı, arayışları hep yeniyi, güzelliği yaratmaya dönüktü. Yaşamı bir sanattı. Bir sanatçı ve devrimciydi. Dağların her bir karışı onun için tiyatro sahnesiydi ve bu sahnede gerçek bir oyuncuydu. Yaşamı ve sahneyi birbirinden kopuk ele almadı. Tiyatro ile eleştirdi, yarattı ve gerçeğe sarıldı. Yarattıkça içindeki gücü daha çok keşfetti ve dört elle sarıldı sanata. Dağların gizemine hep sanatla ulaşmaya çalıştı. Sanat içinde sanatı yaşadı. Herkesin baktığı gözle değil var olanın ötesindeki hakikate yol aldı. Onun için yaşam bitmez tükenmez bir yoldu, hep arayış, hep mücadele ile anlam buldu yaşamı. Bazı insanlar zamanın ötesinde yaşarlar, zaman arkalarından koşar ve yetişmeye çalışır, Daxistan yoldaş da zamanın ötesinde zamanı aşmış bir yoldaştı. Mücadele ile dolu, günü birlik değil tarih için yaşadı. Her bir ana anlam vererek tarihi değerini bilerek anda kendini oluşturarak baktı hayata.   Dağların ruhuyla arınmış insan güzeli Daxistan yoldaşı anlatmak biraz garip ya da zor gelir. Çünkü biz onu hep sahnede kendisini, ya da toplumsal gerçeğimizi anlatırken izledik. Onu izledikçe bir adım daha yaklaşırdık kendimize. Sanatı ve yaşam tarzı ile hep bir şeyler vermeye çalıştı. Sanatın amacı tolumun değerlerini korumak yeniyi yaratmak ve yaşamın maneviyatını yükseltmekse Daxistan yoldaş bunun en güzelini gerçekleştirdi, öncülüğünü yaptı. Onun özgürlük arayışına mücadelesine olan cevabı da buydu. ‘Ben kendimi en çok dağların sahnesinde özgür hissediyorum’ derdi. Ve o sahneye hep bir devrimci, savaşçı, sanatçı olarak sarıldı.

Dağlarda insan önce kendisini arar keşfeder ve yaratır. Dağlara anlam biçtikçe güzelleşir insan. Her anın tarihi değerini hissederek bakar. Daxistan yoldaş dağlarda keşfeder tiyatrocu yeteneğini önce biraz çekingendir. Aslında gerilla yaşamının görkemi karşısında, toplumumuzun köklü tarihi değerleri karşısında, sanatla ne kadar cevap olabilirim diye kaygılanır. Ama yaşadıkça devrimin sanatla topluma yansıması gerektiğini daha da derinden görür. Devrimin sanatsız olamayacağını bilir. Gerçek bir devrimcinin bir sanatçı inceliği, duyarlılığı ve sorumluluğuyla yaşaması gerektiğini hep söyler. Gerçek bir sanatçının da yolunun devrimden geçtiğini üretimleriyle gösterir. Devrimci asıl olan sanatçıdır felsefesiyle yaşar.   ‘Halkı, toplumu, tarihi için yaşayan sanatçıdır devrimcidir’ derdi.  

 

Dağların zirvesin de tiyatro ile zirveleşmek.

Dağıstan Koçer yoldaş, 1980 yılı Siirt’te dünyaya gelir. Aslen Batmanlıdır ve Batmanda büyür. 1990 yılı başlarında Sason’un renkli asi yaylalarında ilk gerillaları gördüğünde yüreği bir çocuk gibi atmış yaşama daha başka bakmaya başlamıştır. Onun hayali dağlar ve gerilla yaşamı olmuştur. Doğa ile iç içeliği, toprağa, ülkeye olan tutkusu onu gerilla yaşamına daha da yakınlaştırmıştır. Kalbi dağlarda attıkça artık göğüs kafesine sığmaz olur ve 1999 yılında İstanbul’dan gerilla saflarına katılır. Onun tiyatroculukla ilgilenmesi ilkin küçük adımlar ile başlamış ve kendisinde böyle bir yeteneğinin olduğunu keşfetmiş. Tabi bu işi yapabileceğine dair de yoldaşları tarafından sürekli teşvik edilmiş.  Daxistan yoldaş sahnede ilk yerini “ Hammalên Xeyala” ( hayal hamalları) adlı oyunda almış. Oyun Kürdistan’dan göç eden bir ailenin trajik öyküsünü aktarıyormuş. Bu oyunda profesyonel oyuncularla oynadığından dolayı da kaygılara giren Daxistan yoldaş kendisine “ başaramazsam bırakırım” der. Ama ilk oyunu başarılı geçince iddialı bir biçimde devam etme kararı alır. Daxistan yoldaşın en çok severek oynadığı karakter ise Guri’ydi. Bunu hep paylaşır Guri karakterinin toplumdaki gerçeğini hep tartışırdı. Guri karakteri Daxistan yoldaşta büyük bir etki yaratmıştı. Guri, toplumdan dıştalanan bir çocuğun öyküsüydü. Dışlanmış bir çocuğun topluma isyanıydı, başkaldırışıydı.

  “Tiyatro benim için bir yaşam tarzıdır” diyordu Dağıstan yoldaş, tiyatrosuz bir yaşam tasvir edemediğini sürekli anlatırdı. Onun tiyatroya olan aşkı, dağlara mücadeleye yaşama olan aşkıydı.  Sadece yerinde durarak yapmazdı tiyatroyu, taburları bölükleri gezer, günlerce yürür ve tiyatrosuyla yoldaşlarının karşısına çıkardı. İzleyiciyle arasında o kadar güçlü bir bağ kurardı ki, onu izleyenler sahneye oyuna kilitlenir büyük bir heyecan ile izlerlerdi. Sahnede Tiyatronun ona neler kazandırdığını sorulduğunda, “ tiyatro bana yaşama ve insana dair yeni bir ufuk verdi. Hem gerilla olmak, hem sanatla uğraşmak insana çok şey kazandırıyor” cevabını verirdi. Tiyatronun bir devrime benzediğini söyler, bir devrim tadında sahneye çıkardı, yaşamın sahnesinde durmadan koşardı. “tiyatro da yaratıyor, tıpkı devrim gibi” derdi, onun yaratıcısı, devrimcisi olurdu.

Çalışırken üretirken hep dağların zirvesine çıkardı. Onun için dağların zirvesinde, tiyatroda bir zirveydi. Repliklerini çalışırken onun sesinin taa uzaklardan duyardık, saatlerce aralıksız çalışırdı, onun sahneye çıkacağı günü dört gözle beklerdik. Yükseklerde uçardı adeta. Belki de kendisiyle en yalın yüzleştiği yerlerdi dağların zirveleri. Ya da bin yılların kirliliklerinden arınmanın mekânlarıydı. Ya da çocukluk arayışlarının anlam bulduğu hakikatti. Ama öyle bütünleşirdi ki bazen etrafını bile kıskandırırdı.  Bir insan bu kadar mı yakışır dağlara, dağlar bu kadar mı güzelleşir bir insanda, bir yoldaş bu kadar mı güzel bakar, hisseder yaşar derdik. Çünkü onda yılların kül olmamış özü, sadeliği yoldaşlarına olan sevgisi büyüktü. Sessizce bakar susarken bile çok şey anlatanlardandı. Onun sevgisi yaşamın her anında her zorluğun karşısında üstün gelirdi.

“Hayalim Kürdistan’ın Her şehrinde, Köyünde Tiyatro okulları Açma’’

Her insan hayalleri peşinde koşar ve hayalleri kadar bir dünyası, yaşam amacı vardır. Daxistan yoldaşın hayalleri devrimin zirvesinde tiyatroyu zirveleştirmek ve sanat ile yoğrulmuş, tüm kirliliklerden egemen zihniyetlerden arınmış bir dünyanın yaratılmasıydı. ‘’Kürdistan’ın tüm şehir ve köylerinde tiyatro okullarını açmak isterdim. Her bir evde ailede sanat ile uğraşan olmalıdır. Belki de hayalini kurduğumuz yaşam, dünyadaki egemen zihniyetlerin değişimi ancak böyle olabilir ’’  derdi. Dağlarda, mücadele içinde sanatın değiştiren ve dönüştüren gücüne sonuna kadar inanarak yaşadı. Çünkü sanat insana doğaya en yakın olan, öz ile var olmanın kendini yaratmanın adıydı onun için.

Daxistan yoldaş uzun yıllar şehid Sefkan okulunda kültür sanat çalışmalarını yürüttü. Nice güzel yoldaş ile bu yolda yürüdü. Şehid Yekta’dan ilk tiyatro eğitimini aldı. Şehid Hêvi, Rêzan, Zerdeşt ve Yekta yoldaşlar ile birçok kez sahne aldı. Ortak bir ruh, amaç ve yaşam ile sarıldılar devrime ve sanatları yaşam biçimleri oldu. Yoldaşlık, dostluk tadında yaşadılar. Daxıstan yoldaş bu yoldaşların yaşam ölçülerini esas alarak yaşadı ve onların bıraktığı mirasa her zaman sahip çıktı. Sohbetlerinde eğitimlerde şehit yoldaşlardan hep örnekler vererek doğru bir devrimci kültür sanat çizgisini geliştirmek için sürekli mücadele içinde oldu. Bizim de bugün bu hayallere daha çok sahip çıkmamız bunu her nefeste hissetmemiz, hissettirmemiz gerek.  

Hayaller insanın ruhu gibidir, ruh gitti mi kuru bir beden kalır, amaçsız bir yaşam kalır. Evet: Daxistan yoldaş senin hayallerin bugün kocaman gerçekler olarak her yerde yaşam buluyor. Ülkemizin çocukları sizin bıraktığınız değerler ile büyüyor sanat ile bakıyorlar geleceğe ve senin de bize miras ve görev olarak bıraktığın son sözün buydu. ‘’Bir gün bütün Kürt çocuklarının dans etmelerini, sanatla, tiyatroyla büyümelerini, burada tohumları atılan sanatın topluma da yayılmasını ve gelecek nesillerin sanatla büyümesini diliyorum.”

“NE TESLİMİYET NE DÜŞÜŞ, SONUNA KADAR DİRENİŞ!”

PKK bize teslimiyeti değil direnişi öğretti...

‘Özgürlük ateşinin sürekli yanan alevi’

Fakat Onlar hep vardır, var oldukça uğurlarında kendilerini feda ettikleri insanlık hep anar onları...

Güneşi Gözlerinden Doğurtuyorlar

Her biri güneşi gözlerinde doğurtan, her sabah gözlerini ateş topunun doğuşuyla yeniden yaratan ve kutsayan, her akşam güneşi uğurlarken gözlerinin ferini bir sonraki güne devreden tanrıçalar… Sevê, Fatma ve Pakize…

2017 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[[email protected]]