29/04/2017

PEKİ, SİZİN ÇÖZÜMÜNÜZ NE?

Kendinize yakın gördüğünüz müttefik Türkiye’ye karşı ne zamana kadar sesiz kalacaksınız?

 

 

 

 

 

 

Deniz GÜL


Ortadoğu’da her geçen gün biraz daha yoğunluklu siyasal-askeri çatışmalara tanık oluyoruz. 90’lı yılarda Irak’la başlayan askeri müdahale çağın demokratik değerleriyle çözüme kavuşmayınca diğer Arap ülkelerine sıçradı. En son batının kendine yakın gördüğü Türkiye’yi de içine alan gelişmelere tanık olmaktayız.

Burjuva Demokrasinin en önemli meşruiyet sınavı, seçimden seçime sistemini yenileyip, buna göre halkın belli bir partinin veya birkaç parti tarafından yönetilmesini kabul etmesiydi. Ne yazık ki bu durum şu an Türkiye’de yaşanmıyor. Sizin de savunduğunuz siyasal değerlerinizle bağdaşmayan bu durumu kabul edecek misiniz? Kendinize yakın gördüğünüz müttefik Türkiye’ye karşı ne zamana kadar sesiz kalacaksınız? Gelişmelere bir göz atalım nasıl bu duruma gelindi.

Türkiye 7 Haziran’da seçimini yaptı. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) ‘yeşil faşizmi’ seçim sonuçlarıyla çok ağır bir yenilgi aldı; AKP, seçimlerden birinci parti olarak çıktı ama tek başına hükümet kuramadığı için, hükümet kurma amacına dayanmayan göstermelik koalisyon turlarına başladı. Esas amacı yeniden seçime gitmekti. 7 Haziran seçiminin en önemli sonucu AKP’nin tek başına iktidar olamamasıyla Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan’ın ‘Başkanlık Sistemi’ hayallerinin tepetaklak suya düşmesi oldu. AKP ve Erdoğan’ın hesaplarını altüst eden seçim sonuçları, Türkiye’deki statükonun diğer bileşenleri olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) için de iç açıcı değildi, bu partilerin oylarında ciddi bir artış olmadı. % 13.1 oy alarak ilk defa Kürt legal siyaset geleneği ile Türkiye’nin devrimci, sosyalist ve demokrat bir kesimini parlamentoya taşıyan Halkın Demokratik Partisi (HDP), “demokratik siyaset” tarzı ve “demokratik ulus” anlayışıyla Türkiye’nin siyasi tablosunu değiştirerek tarihi bir başarı sağladı.

 Ne var ki AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ve şürekâsı, seçim sonuçlarını hazmedemeyip bir mizanseni andıran koalisyon görüşmeleri ardından 1 Kasım 2015’te erken seçime gitme kararı aldılar. Yani kendisi bugüne kadar “Tekrar Seçim” dedi. Mevcut olanı kabul etmeyerek, aslında kendi anayasasını askıya alarak var olan hukuklarını da tanımadığını göstermiş oldu. Davutoğlu’ndan sonra hükümeti kurma görevini Kılıçdaroğlu’na vermesi gerekirken vermedi.  Bu durumla da yetinmeyip seçimlerden önce ilkin Dolmabahçe görüşmelerini tanımayacağını ilan etmiş daha sonra da seçim sonuçlarından dolayı 24 Temmuz’da da iki buçuk yılık ateşkesi bozmuştur.

Biz Kürtler, bu seçimleri önemsedik ve neticede bakarsak 7 Haziran seçimlerinin sonuçları, Türkiye haritasında Kürtleri iyice belirginleştirdi. Daha önce Kürdistan’dan, Kürtlerin bir kesiminden oy alan ve aldığı oyları referans göstererek bazen 70-75 AKP’li Kürt milletvekili var diyerek, Kürt siyasetinin Kürtleri temsil etmediğini iddia eden AKP, esaslı darbeyi Kürdistan’da yedi, diyebiliriz. Bu durum AKP’de ciddi bir sarsıntı yarattı.

AKP yöneticilerinin utanmadan ileri sürdükleri iddialar gülünç. Seçim süreci, HDP açısından Adana ve Mersin’de il binalarının bombalanmalarıyla yine Diyarbakır’da yüzbinlerce insanın katıldığı HDP mitingine bombalı saldırıya varan yoğun bir baskı altında geçmişti.  Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) Türkiye’deki seçime ilişkin 18 Ağustos 2015 tarihli raporuna göre Cumhurbaşkanı’nın devlet imkânlarıyla AKP lehinde seçim propagandası yapması ve basının oto-sansüre zorlanması gibi hususlar göz önüne alındığında, seçimin hiç de Erdoğan’ın ifade ettiği gibi, HDP lehine bir baskı ortamında gerçekleşmediği ve bu gibi argümanlarla HDP ’nin meşruiyetine kara çalma çabalarının bir acizliği ifade ettiği anlaşılıyor. Bu kara çalmanın kuşkusuz daha önemli bir nedeni var: AKP’nin Kürt sorununa yaklaşımını temelinden sarsıldı. Bu sarsıntının AKP’den yansıması “çözüm sürecinin buzdolabına kaldırılması” oldu.

Türkiye’de Halkın önemli bir kesimi ‘Başkanlık Sistemini’ benimsemediğini bu seçimle göstermiş oldu. Buna rağmen R. Tayyip Erdoğan’ın kendisinin Cumhurbaşkanı seçilmesiyle sisteminde değişmiş olduğunu iddia etmesi meşru oluyor da, halkın Kürdistan’da en az % 70 ile 80 arasının seçimini öz yönetimleri ilan etmekten yana kullanmaları meşru olmuyor.  Kimin nasıl bir çözümden yana olduğu artık bellidir. Kürt Halkının merak ettiği konu Kürt sorunu uluslararası, bölgesel ve yerel bir sorun olarak herkesi ilgilendiriyorsa neden halen AB, Avrupa Konseyi ve BM’lere üye olan ülkeler sessizliği bu kadar güçlü yaşıyorlar.

Bir süredir şiddetli bir savaş yaşanıyor. 100’e yakın sivil insan TC güçleri tarafından bu kısa sürede katledildi. AB ve ABD her iki tarafı ateşkese davet etmiştir. Yani kendilerini üçüncü bir taraf olarak görüyorlar demektir. Böyle olduğunu kabul edelim, fakat halen Kürt sorununa ilişkin kendi çözüm yaklaşımlarını bilmiyoruz. Kürt Halkı, bu güçler sessiz kaldıkça R. Tayyip Erdoğan’ın yaptıklarını onayladığını kabul etmiş olacaktır.      

ÖNDER OLMAK

Yerçekimi kanunundan daha evrensel, daha güçlü ve aşk kadar imkan dahilinde olan bir itme-çekme ilişkisi...

YENİ MÜCADELE DÖNEMİ VE ÖNCÜ KADRONUN ROLÜ

Hakikat algısındaki yanlışlık ve yanılgıdan kurtulmak, ne istediğini bilmek ve bunu bir bilinç, bir farkındalık yaratarak sürekli oluş halinde derinleştirmekle mümkündür.

KİRLİ VE KALLEŞÇE SAVAŞ YÜRÜTEN KİMDİR?

Bu zihniyet ve siyaset anlayışı sadece siyasetçileri değil, basını, aydınları ve yazarları da büyük çoğunlukla kendine benzetmiştir.

2017 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[[email protected]]