18/12/2017

YENİ MÜCADELE DÖNEMİ VE ÖNCÜ KADRONUN ROLÜ

Hakikat algısındaki yanlışlık ve yanılgıdan kurtulmak, ne istediğini bilmek ve bunu bir bilinç, bir farkındalık yaratarak sürekli oluş halinde derinleştirmekle mümkündür.

 

 

    

    Özgür DENİZ

                                                                                         

Yeni mücadele dönemi demokratik özerklik sistemini inşa ve bu sistemi koruyacak, geliştirecek öz savunma çalışmaları temelinde yürütülmektedir. İç içe, yoğun ve paralel sürdürülmesi gereken bu çalışmaların kritik olgusu, öncü kadro olmaktadır. 

 

Eğer toplumsal bir sistem inşa edilecekse, toplumla bütünleşmiş kadro olmak daha da önem kazanıyor. Tüm benliğiyle toplumu tarihsel dokusuyla derinden his eden ve toplumun özlem-umutlarını kendisinde eylemsel ifadeye kavuşturan stratejik öncü kadro olmak zorunludur. Ancak bu tarzda kendini her zerreye kadar örgütlü kılmak, halklarımızın lehine sonuçlanacak zaferi getirecektir. Ve halkların özgürlük tarihi bu temelde sayfalarına not düşecektir. Son birkaç yıldır yaşam tarzı ve mücadele duruşuyla toplumdan kopuk, toplumla hiyerarşik ilişki halinde olan ve birçok özelliğiyle anti-toplumsal özellikler sergileyen kadro gerçekliği örgütsel sistem içinde analiz edilmekte ve ideolojik kadro hakikatine ulaşılmaya çalışılmaktadır. Zira Önderliğin de dediği gibi kadronun kendisi örgütlenmiş ve eylemsel kılınmış hakikattir. Şu bir gerçek ki, eğer öncü kadro ve onun yapacağı örgütlenme çalışmaları sorunu çözülmezse, devrim ya kaybedilir ya da en iyimser ifadeyle devrim yapılamaz.  Ayrıca devrimi uzakta aramak, soyut söylemlerle ifade etmek gaflettir, devrim şimdi ve öncüde başlamalı ki oluşturucu devrim perspektifi denilen şey öncülükte, bireyde gerçekleşsin. Suda oluşan ufacık dalga ile oluşan halka misali gibi, öncüde anda sürekli devrim-dönüşümle dalga gibi yayılarak tarihin seyrini değiştirsin.

 

Dolayısıyla öncü kadro sorunu; rolü, işlevi, misyonu, yaşam ve eylem tarzıyla mutlaka çizgi temelinde bir çözüme, demokratik toplum paradigması ekseninde yeniden bir formasyona kavuşturulmak zorundadır.

 

Öncü kadronun sorunlarının temelinde yetersiz ideolojikleşme olduğu açıktır. İdeoloji yaşam tarzıyla bire bir ilgiliyse –ki öyledir- kapitalist yaşam tarzının reddiyle işe başlamak doğru bir başlangıç olacaktır.  Çünkü özgür yaşam (ideolojik yaşam) dediğimiz husus, dolaysız olarak toplumla, toplumsallıkla güçlü bir bağa sahiptir. Özgür yaşam toplumsallıktan ayrı düşünülemez.  Doğal toplum özgür yaşayan toplumdur. Hakikat tam da buradadır. Kapitalist modernitenin yaşamın tanımıyla bu kadar oynamasının nedeni, hakikatin özgür yaşam gerçeği ile olan bu güçlü bağını bozmak istemesindendir. Kadro kendi hakikatini yaratmak istiyorsa, yalanın ve yanılgının egemenliğinde hüküm süren modernist yaşam tarzını reddetmek ve kök olana, yani toplumsal hakikatine dönmek zorundadır. İdeolojikleşmenin başlangıç kanunu budur!

 

                “Hakikat, belli canlı türlerinin onsuz yaşayamayacağı bir tür yanılgıdır” der, Nietzsche. Her ne kadar yorumlanması zor bir filozof olsa da, sanırız bu aforizmasında modernizmin insanlarda yarattığı hakikat algısındaki yanlışlıktan söz etmektedir.   Kapitalist modernitenin hakikat algısında oluşturduğu hegemonya onun ideolojik başarısıdır.  Kendisini, bu şekilde topluma kabul ettirmektedir. Dolayısıyla öz yönetimlerin ilan ve inşa edildiği şu zamanlarda yapılması gereken, çoktandır ihmal edilen bir mücadelenin, ideolojik mücadelenin hatırlanması gerekiyor. Buna dayalı yaşam, tarz, tempo, üslup kazanmak önemli oluyor. Bunu yapacak olan da öncü kadro dışında kimse değildir.

 

Hakikat algısındaki yanlışlık ve yanılgıdan kurtulmak, ne istediğini bilmek ve bunu bir bilinç, bir farkındalık yaratarak sürekli oluş halinde derinleştirmekle mümkündür. İdeolojik mücadelenin kesintisizliği de bu oluş halini sağlayacaktır. Bilmeliyiz ki, bu açıdan yaşanacak bir kopukluk, kesinti ya da genel ifadeyle örgütsüzlük hakikatin yitirilmesine neden olacaktır. Hakikat algısının olmadığı bir mücadele ise, ideolojik ve toplumsal mücadelede ciddi sapmalara yol açacak ve kadroyu hakikat arayışından savurarak kurgusal hakikat düzlemine sokacaktır. Nitekim öncü kadronun neredeyse her toplumsal çalışma alanında yaşadığı trajik gerçek te bu olmaktadır.

 

Üçüncü Çizgi Kendini İspatlamıştır

Uygarlığın Ana Mecrasında Keskin Çizgi Mücadelesi

 

Komünün özü, toplumsal yaşamın her alanında kendi kendine yeterli hale gelmek, kendini yönetmek ve savunmaktır. Öz savunmadır ve savunma bireyden topluma, köyden kente her alanda iç içedir.

Kürdistan’da yeni mücadele döneminin esas ve öncelikli gündeminin öz yönetim inşası ve bunun öz savunma yoluyla korunması olduğu biliniyor. Farklı ve alternatif bir toplumsal sistem hedefliyoruz. Kapitalizme karşı komünalizm, ulus-devlete karşı demokratik ulus ve liberalizme karşı toplumsallık ile özgür ve demokratik bir yaşamı inşa etmek istiyoruz. Bunun için her şeyden önce ciddi bir ideolojik mücadelenin yapılması gerektiği açıktır. Zira kendini “son ve sonsuz ideal sistem” olarak ilan eden kapitalizmin insanların zihninde bunu bir hakikat olarak hâkim kıldığı bir gerçektir. Bu hakikat algısı ya da bilincini ortadan kaldırmak ve insanı gerçek hakikatiyle buluşturmak için ilkin ideolojik mücadelenin varlığı şarttır.  Bu aynı zamanda küresel ve uzun erimli bir mücadele olmalıdır.

 

Daha dar marjda ise, AKP ve onun en vahşi izdüşümü olan DAİŞ’le mücadelenin merkezinde de ideolojik mücadele olmak zorundadır. Kesin olan şudur ki; bugün bölgede üç çizgi çatışma halindedir. Biri uluslararası (ABD-Rusya-AB vb.) hegomonik güçler ki bunlar kendi krizlerini, bölgeyi kendi uyduları haline getirerek geçiştirmeye çalışıyorlar. Bölge, bu küresel güçler için krizlerin sürdürülebilirliğin atölyesi konumunda, halkların birbirini boğazlaması kendi politik-ideolojik programlarının eseridir, onun için çözümü onlardan beklemek oryantalist bir yaklaşım olur. Diğeri ise, bölge devletlerinin geliştirdiği özelde Erdoğan ve Davutoğlu’nun başını çektiği Sünni, milliyetçi ve statükocu çizgi ile bu çizginin ortaklaştığı tarihin bütün gericiliklerini kristalize edip bunu en vahşi tarzda halklara dayatan DAİŞ çizgisidir. Üçüncü çizgi ise, Kürt özgürlük hareketinde temsilini bulan demokratik, komünal ve özgürlükçü çizgidir.  Rojava’dan yayılan ve giderek dünyanın hayranlıkla izlediği bu devrim, bölgenin yaşadığı kaosa da bir çözüm umudu olarak daha fazla sahiplenilmektedir. Söz konusu iki çizgi arasında askeri ve politik savaşın yanında esas olarak ideolojik bir mücadelenin sürdüğü kesindir.

Bölge üzerinde hâkimiyet arayışında olan küresel güçler ve hatta halklar şu sorulara yanıt vermek zorundadırlar: Tüm halkları, renkleri, sesleri bir arada özgür ve eşit yaşamda buluşturan demokratik öz yönetimlerden yana olunacak mı? Yoksa mezhepçi, milliyetçi olarak farklı olana yaşam hakkı bile tanımayan, insanları boğazlayarak ve yakarak katleden, maddi ve manevi kültürü yok eden faşizmden yana mı olunacak?

Kadın özgürlüğünden yana olunacak mı? Yoksa pazarda köle olarak alınıp satılan, bir zevk nesnesi olarak kullanıldıktan sonra öldürülen, evine kapatılan kadının üzerindeki vahşi erkek egemenliğinden yana mı olunacak?

Sorular daha da çoğaltılabilir ama esas mesele mücadelenin ideolojik olduğuna dair hakikattir. AKP/DAİŞ zihniyetiyle yaşanan savaş bölgede hangi çizginin hâkim olacağı sorusuna bir yanıt içeriğindedir. Özgür, demokratik, komünal ve kadın öncülüğünde bir yeni yaşam mı yoksa barbarlığın, vahşiliğin ve gericiliğin hâkim olacağı bir yaşam ve gelecek mi? Esas soru budur ve bu soruya cevap verilmesi gerekiyor. Çünkü, bu mücadele bölgenin ve halkların kaderini belirleyecek kadar kritik bir mücadeledir.

 

Rojava’da ve Bakur sahasında öz yönetim kurma mücadelesi bu bağlamda her şeyden önce ideolojik bir hattın yaşamla buluşturulması mücadelesidir. Hangi hakikatle yaşayacağız? Hangi demokrasiyle yaşayacağız? Hangi yaşam felsefesi ve pratiğiyle toplumsallığımızı kuracağız? Nasıl bir ahlak, ekonomi ve politika ile bir sistem kuracağız? Tüm bu sorulara ideolojik yanıtlarımız ve buna dayalı mücadelemiz olmak zorundadır. Aksi halde hâkim sistem içinde toplumsal hakikatimizi yitirme riskiyle karşı karşıya kalacağız.

 

İdeolojik-öncü kadro, işte tüm bu hususlar nedeniyle kritik bir rol ve misyona sahiptir.   Önder APO “ne eskisi gibi yaşayacağız nede eskisi gibi savaşacağız “ vurgusunu yapmaktadır. Bu doğrultu ışığında yeni dönem özerklik perspektifinin ideolojik ve pratik anlamda neyi gerektirdiğini kadro ciddi anlamda bilince çıkarmalı ve bunu toplumsal gerçeklikte eylemsel kılacak bir duruş sahibi olmalıdır. Yeni bir dil, yeni ve yaratıcı eylem tarzı ve toplumu tüm bu sürece katacak öncülük ile bu devrim süreci hızlı bir şekilde amacına ulaşacaktır.

 

Unutulmamalı ki faşist DAİŞ çeteleri, aslında felsefi anlamda Ortadoğu’da yaşamın anlam gücünün zayıflığından güç almaktadırlar ve bundan beslenerek yaşamları anlamsızlık içinde tüketiyorlar. Erdoğan ve AKP,  açık ki faşist DAİŞ çetesinin zihniyet iklimini paylaşıyor. AKP ve Erdoğan bu çizginin Türkiye’de,  Kürdistan’da hatta bölgede en azgın yürütücüsüdür. Kobane ve Cizre’de kaybeden bu çizgi olmuştur. Bakur Kürdistan‘da demokratik özerklik direnişiyle Erdoğan-AKP ve DAİŞ faşizmine ölümcül darbeler vurulmaktadır ve bu uzun sürecek muharebenin ideolojik ve politik zaferi olarak tarihe kaydolacaktır.

 

Örgütlenme ve eylem çalışmalarını yapacak olan kadro, mücadelenin sadece Bakur Kürdistan’da ve sadece politik-askeri olmadığını bilerek AKP/DAİŞ çizgisine karşı demokrasi cepheleri oluşturarak mücadeleyi tüm Türkiye’ye yaymak sorumluluğuyla karşı karşıyadır. HDP’nin varlığı ve giderek kabul görmesi bunun için iyi bir zemin sunmaktadır. AKP/DAİŞ faşizmine karşı sadece siyasi parti sınırlarında mücadele etmek her anlamda yetersiz kalacaktır. HDP zeminini giderek “faşizme karşı halkların demokrasi bloğu” olarak bir “cephe” esprisinde genişletmek stratejik bir yaklaşım olarak doğru olacaktır. Özgür yaşamdan, demokrasiden, bireysel özgürlüklerden, eşitlikten, birlikte ve bir arada yaşamaktan yana olan herkes bu blok içinde yer almalı ve demokrasi direnişi çok çeşitli biçimlerde daha örgütlü ve eylemsel kılınmalıdır. Bunun zemini ve koşulları vardır. Yeter ki, kadro ne yaptığının ve yapacağının bilincinde olsun…

 

Demokratik Uygarlık Arayışları; Peygamberlik Geleneği – 2

Tufan hikayesi, son buzul döneminin etkisinde olan bir hikâyedir, iktidarın beğenmediklerinin üstüne tufan gibi gitme bilinci var ve ...

Demokratik Uygarlık Arayışları; Peygamberlik Geleneği – 1

Urfa, Harran, Kudüs, Mekke, gibi yerler peygamberlik merkezleri olarak bilinir. Buralar farklı arayışların, yani etnisitenin ölmediği

9 Ocak Paris Katliamı ve TC-Fransa ittifakı

Paris katliamı kadınlarda, gençlikte bir bütün Kürt halkında öfke yarattı. Gösterilen mücadele tavrı, kırılma değil

2017 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[[email protected]]