26/02/2017

15 AĞUSTOS ATILIMI BİR İNADIN BİR İNANCIN ATILIMIDIR-2

Biz Kimsenin Adını Bile Söyleyemediği Bir Ülkenin Yurtseverliğini Yaptık

 

 

 

 

 

 

Abdullah ÖCALAN

15 Ağustos 1997

 

Biz kimsenin adını bile söyleyemediği bir ülkenin yurtseverliğini yaptık. Biz hiç kimsenin kimliğini bile ağzına almak istemediği bir halkın gerçeğini ortaya çıkardık. Herkesin adeta utanarak, kaçmak istediği ulusal özelliklerin gerçeğini vurguladık. Ama bütün bu konularda nasıl ki aşağılık bir durumun kader olmadığını söylediysek, bunları böyle görkemli bir devrimde yürütmenin de bizim için öyle çokça duygulandırıcı bir şey olmayacağını da söylüyoruz. Çok mütevazıca yapılması gerektiği kadar yaptık, diyoruz. Bu savaşta çoğunuzun belki de pek anlayamadığı birçok önemli ideolojik, siyasal, evrensel yaklaşımların da sahibi olduk. Bu gün bu mücadelemizle dünya insanlığı bile ilgileniyor. Diğer Kürt örgütleri, şahsiyetleri de var, bunlar en bencil, en ipe sapa gelmez tavırların sahibi olarak bizzat efendileri tarafından bile adam yerine konulmuyorlar. Biz bunlara karşı da amansız savaştık. Onlar bize biz onlara karşı savaştık, ama bugün onlar bile adeta Sezar’ın hakkını Sezar’a teslim edercesine bizim hakkımızı bize teslim etmek zorunda kalıyorlar. Demek ki, çok etkileyici ve önemli işler yaparsan, en güçlü düşman bile seni takdir etmekten kendini alıkoyamaz. İnanıyorum ki, tarihte oldukça barbar bir tarzın sahibi olan ve tepeden tırnağa ordu-milletle kendi kendini tarif eden Türk gerçekliğinin özel savaşımının kendisi de bunu bir gün itiraf edecektir. İnsanlık budur. “Biz çok yanıldık, biz çok kötü savaştık ve kötü kaybettik” diyecekler ve öyle az savaştıkları için değil, doğru savaşamadıkları ve insanlıkla savaşamayacakları için bu noktaya gelecekler.

Savaş çoğunuzun sandığı gibi değil, böyle gelişiyor. Sizin savaşçılığınız, özel savaşın kazanması için bir malzemedir, onu bin defa cüretlendiriyorsunuz. Ama yürüttükleri savaşın insanlık dışı karakterini ideolojik, siyasal ve taktiksel olarak açığa çıkardığımız için düşmanı bu savaştan vazgeçireceğiz, onu bu noktaya getiriyoruz. Yoksa düşman sayı, teknik üstünlüğüyle bir günde silip süpürür. Dünyanın en azgın ordusudur, siz onun ağzında küçük bir balık bile olamazsınız. Bunun için savaş gerçeğimizi iyi tanıyalım ki; yutulmayalım ve kendimizi bu anormal durumlara düşürmeyelim. Bu söylediğim çerçevede savaşı savaş yapan, bizi de düşman karşısında güçlü yapan nedenler vardır. Bu nedenlerin hepsi bir birine bağlıdır. İdeolojik ve siyasi bağ kadar, onu temsil eden insanın büyüklüğü de önemlidir, bu insan biraz sağlam durursa bile bu savaşı kazanır. Burada sizin çabalarınızın büyüklüğünü belirtmeme gerek yok. İşkencelere katlanıyor, çok fedakârlık yapıyor, çok cesur da oluyorsunuz, ama sizde onun kimliği, kişiliği yok. Biz buna üzülüyoruz.  Bu yetkin insanlık temsili olmazsa ve onun gereklerini sonuna kadar kendinize egemen kılamazsanız, bin kat daha cesur ve fedakâr da olsanız bu savaşı kazanmak şurada kalsın, darbe üstüne darbe yemekten kurtulamazsınız. Gerçekçi olalım derken, bir de savaşın bu yönünü kast ediyorum.

İsterdim ki, bu savaşın on üç yılını yıl yıl, ay ay, hatta gün gün size anlatayım. Bunu birileri ilerde mutlaka anlatmalıdır. Eğer bu çizdiğim çerçevede siyasal, askeri, hatta edebi romanlar, hikâyeler biçiminde değerlendirerek anlatılırsa inanılmaz bazı gerçekleri tespit edeceklerdir. Orada büyük bir insanın insanlıkta ısrarı, güzellikteki ısrarı inanılmaz ölçüde hem heyecan verici, hem de çok trajik olarak görülecektir. Biz bunun gerçekleşmesini size sunarak diyebiliriz ki, bu biçimde hem büyük bir düşüncenin ideolojik-askeri-siyasi boyutta gelişimine, hem de duyguların büyüklüğüne ulaşabilirsiniz. Çünkü artık zemin var. İstediğiniz kadar yüreklenebilir, istediğiniz kadar düşünebilirsiniz. Kişilikleriniz şimdi belki bunun önünde engel, ama onu biraz aştığınızda göreceksiniz ki, bütün umut ve arzularınızın gerçekleşmesi söz konusu olacak. Bu yılları incelemeyişiniz büyük bir talihsizliktir. Yaşananlar karşısında darsınız. Başarılanlar ve çok geniş olanaklar karşısında yoksulsunuz, çaresizsiniz. Bu nedenlerle bu kişiliğiniz adına üzülüyorum. Kendinize yapabileceğiniz en büyük iyilik; kazanılabileceğimiz bu savaşı bizzat kendinize mal etmektir. Gerçekten emrinize pek çok malzeme verdik. Buna rağmen eğer bir şey alamazsanız, değil bu yaşamın militanı, savaşçısı olmak, bir ayak bağı olursunuz. Ve böylece de kendinize işkence yapmış olursunuz, yani sürüklenirsiniz. Nasıl ki düşman bu vahşi uygulamalara tabi tutarak sizi savaşın dehşetine götürmek istiyorsa, aynen bu durumlarda kalırsınız. Bunun için savaş çizgisinin, savaş gerçekliğinin anlam ve önemi büyüktür diyorum. Bu, acı ve asla düşülmemesi gereken bir durumdur. Bu duruma düşmemek için onun anlamını, biçimlenişini, tüm tarzı ve temposunu sorunlarıyla birlikte inceleyecek ve gerekeni yapacaksınız. Aksi halde bu büyük işkencenize, acılarınıza katlanamam, yüreğim durur, yüreğimi orada çalıştıramam. Çünkü dayanmaz ve bunun suçlusu da siz olursunuz. Neden imkânı göremediniz, tarzı yakalayamadınız? Çünkü çizgisinin mutlak gereklerine sahip çıkamadınız. Bu vahşet bu nedenle sizi bekliyor, dolayısıyla sorumluluğunuza da bu anlamda sahip çıkacaksınız. Kendinize yapabileceğiniz en büyük iyilik, çıkaracağınız en büyük ders, sizi düşman karşısında çok vahşi bir uygulamayla karşı karşıya bırakan bu tutum ve davranışlara kesin son vermektir. Bu amansız savaş tarihini bütün yönleri ile delik deşik etmek isterdim. Dikkat ederseniz,  bunu yapmaktan bıkmıyorum, bu konuda yüzlerce ciltlik değerlendirme yaptım. Bu tarihi bıkmadan usanmadan hele hele dönemsel olarak yıl yıl anlatmak ne anlama gelir. Bu dönemlerin kritikliği neydi ve nasıl aşıldı. Adeta nefesimiz kesilmek isteniyordu; nasıl nefes getirildi. Bir halkın son umudu kurtarılmak isteniyordu; bu umut bir kaç yılda nasıl kurtarıldı. Bunların hepsini bütün askeri siyasi ve edebi yönleriyle anlatmak isterdim ve anlatıyorum da.

Bu konuda bir hatanız bir yetersizliğiniz de şudur, sonuç çıkarmayı bilemiyorsunuz. Küçük şeylerle, basit duygularla çok uğraşıyorsunuz, ama çok tayin edici, çok anlamlı olanları bir türlü esas alamıyorsunuz. Küçüklüğünüzün, çapsızlığınızın bir nedeni de bu oluyor. Onun için çok önemli bir derste, olup biteni büyük bir duyarlılıkla anlamanızın gerekliliğidir. Çünkü bir ulusun dirilişi, yaşama göz açma, var olma, onur ve şeref kazanma dediğimiz ve her şeyiyle yaşamın ta kendisi olan bu süreci değerlendiremezseniz, bırakın bundan sonra başarılı bir savaşçılığı, kendinizi tarif bile edemezsiniz.

Gücünüz varsa öncelikle olup biteni bütün yönleriyle anlayın. Bu ayıp değil, ayıp olan anlamamakta ısrardır. Kendi basitliğinde, tükenmişliğinde, bireyciliğinde ve her türlü yüzeysellikte, hafiflikte ısrardır. Savaş içinde bunun yeri olamaz. Şimdi 15 Ağustos Atılımının Kürdistan ulusal kurtuluş tarihinde yeri ve anlamı üzerine fazla değerlendirme yapmak istemem. Bunu artık herkes yapabilir.

Nasıl bir diriliş, nasıl bir kurtuluş adımı olduğumuzu; bütün bir tarihin binlerce yıldan beri baş aşağı gidişini nasıl yükselişe doğru yönelttiğimizi; en önemlisi de tarzımızın ölümsüz ve yenilmez bir tarz olduğunu artık görüyorsunuz. Bunların hepsini rahatlıkla değerlendirebilirsiniz. Bu savaşımının siyasetle bağlantısının, uluslararası boyutunun ve diplomatik çevresinin üzerinde önemle durmalısınız. Açıklıkla vurgulayayım ki, uluslararası siyasi dengelerin ve diplomasinin gereklerini bir gün bile göz ardı etseydim, siz değil böyle yıllarca savaşmayı bir gün bile savaşamazdınız. Bu konularda çok büyük bir bilinç yetersizliğiniz var. Birincisi; uluslararası dengeyi ve en önemlisi de diplomasinin gerçeğini nefes nefese takip ettiğimiz için bu adım atıldı. İkincisi; bu savaşın Kürdistan realitesiyle ilişkisi vardır. Hiç kimse “şans güldü, yardım etti ve oldu” demesin. İğne ucu kadar bir imkânı değerlendirerek yıllarca onun hazırlığını yapmak kadar, en dakik anını bile hesaplayarak ve en çok adım atılması gereken yerde adım atarak yaklaştık. Yani burada taktik ustalık var.

Kürdistan realitesinin siyasi, askeri, ekonomik durumunu, kimsenin kitapta da yerini gösteremeyeceği bir incelikle ve hassasiyetle değerlendirerek o adımı atıyoruz. Bu iş öyle kendiliğinden olmuyor, ulusal, toplumsal ve siyasal gerçeklikle hatta onun kişilik özellikleriyle de müthiş bağlantıları vardır. Bir kişiyi bile bu savaşa hazırlamak için bin dereden su getirdim. Bir savaşçıya yürek vermek, bir silahı elde etmek ve karınlarını doyurmak için yıllardır çaba harcıyorum. Biliyorsunuz ki, bu ülkede kendiliğinden yaprak bile kıpırdamaz. Düşmanın da imha etmek istediği ulusal kurtuluş adımı çok görkemli ve sonuçları çok ağır olacak bir biçimde atıldı. Bu atılım, büyük duyarlılık ve emek olmasaydı gerçekleştirilemezdi, kısaca kolay başlatılmadı. Büyük bir hesabın kitabın işi, büyük bir çabanın sonucu olduğunu göz önüne getirmeden bu savaşı anlayamaz, dolayısıyla hakkını da veremezsiniz. Şimdi silah, mermi harcayarak savaşçılık yaptığınızı sanıyorsunuz. Ben de bunlara bir görüşte, bu değerlere nasıl ihanet ediyorlar diyorum. Çoğunuz birçok değeri düşmana kaptırıyor, ardından “kendimizi kurtardık ne mutlu bize” diyorsunuz. Bu işe böyle başlamadık, bu savaşın mantığında böyle kaybetme yoktur. Ben her zaman ona karşıyım ve asla öfkem dinmeyecek.

Bu savaşımda PKK adına attığınız adımlar var. Yıllarca verilen çabayla PKK’yi, ideolojisini kelime kelime oluşturmak, ilişkileri yaratmak ne anlama geliyor. Bırakalım 15 Ağustos Atılımı gibi bir adım atmak, onun öncesinin sıradan bir adımını atmak bile nelere mal oluyordu. Ankara’da bir adım attık. Her bakımdan kuşatılmış ve insan yüreğinin asla çıkış yapamayacağı bir yerden çıkış yapmak ve Kürdistan’ın o alaca karanlığında, hiç bir umut vermeyen o çatlamış topraklarında, ne ekersen anında kuruyacak gerçekliğinde PKK’yi yeşertmek, PKK içinde bazı iradeli insanlar ortaya çıkartmak yıllarımızı aldı. Kimse bunun hesabını sormuyor. Fedailer çok geliyor, ama sen onu bana sor. Bir tane insanın yüreğini yaratmak için neleri nasıl yaptım. Şimdi bunları idrak etmeden 15 Ağustos Atılımını, bunun öncü partisinin oluşturulmasındaki o inanılmaz çabaları, ölüm-kalım meselesi gibi nefes nefese, oldukça duyarlı ve çok yaratıcılık isteyen ideolojik, siyasal, örgütsel ve kitlesel ilişkileri anlayamazsanız. Nasıl ki savaşımın içinde bu kadar hata yapıyor, bir kontrası bile olmaktan kendinizi kurtaramıyorsanız; partinin öncülüğünü tarihiyle, içeriğiyle, militanlığının bütün özellikleriyle, Hakki Karer’den başlayalım bir şehidin anısını yerine getirmek için o inanılmaz çabalarıyla, yani bütün yönleriyle değerlendiremezseniz, bu savaşın askeri çizgisini anlayamaz, dolayısıyla gereklerini yerine getiremezsiniz. Gerçek biraz da budur.

O açıdan çıkarabileceğiniz en önemli ders; 15 Ağustos savaşımının öncü ile bağlantısını değerlendiremez, onu öncüye yaraşır bir askeri çizgide yürütmezseniz bu savaşı yürütemeyeceğinizdir. Şimdiye kadar olduğu gibi yürüttüğünüz savaşın büyük bir kısmının düşmana umut vermesinden ve sizi kontraya kadar götüren bir tarzın sahibi yapmasından kendinizi kurtaramazsınız. O açıdan parti öncülüğünün doğru kavranması ve uygulanmasını olmazsa olmaz kabilinden birinci şart olarak değerlendiriyorum. Ve sonuna kadar da böyle olmak zorundadır. Kim bunun dışında savaş yürüteceğini sanıyorsa, o kişi ya bir gafildir, ya ne yaptığını bilmez bir iflah olmazdır, ya da bile bile bir sınıf düşmanlığını, bir kontra tarzını bize dayatmak istemektedir. Öncülüğü göz ardı edenin, niyeti ne olursa olsun gerçeği budur.

Şüphesiz bu savaş kendi içinde bir askeri çizgiye sahiptir. Hiç kimse “askeri bilimin burada yeri ne” demesin. Bunun üzerinde oldukça yoğunlaşılmış, bütün insanlık tarihinin savaş tecrübeleri gözden geçirilmiş ve bununla yetinilmemiştir. Kürdistan tarihi, isyanlar tarihi, hatta zorla ayakta tutulan bir gerçeklik bütün yönleriyle gözden geçirilmiş ve zora karşı zorun şart olduğu sonucuna varılmıştır.  Bu tabii yetmiyor, karşıdaki öyle bir zor ki, ufacık başkaldıran anında eziliyor. İsyandaki zor bununla bağlantılıdır ve daha kötü bir düşüş gerçekleşiyor. Demek ki; hem zor karakterini doğru çözeceksin, hem de bu zor karşısında imha olmamanın en ince yasalarını bulacaksın. Bu halkın tarihinde nasıl oluyor da yüz binlerle başlayan isyanlar bir kaç ayda bitiriliyor, ama sıfırdan, eksilerden başlayan bir savaş böyle gelişim gösterebiliyor. Bu öyle kendiliğinden ve yürütülen savaşçılığınızla da bağlantılı değil.

Bu zor teorisinin pratikleşmesi için, bütün savaş tarihlerini, bütün askeri kişilikleri göz önüne getirmekle birlikte, özgün yönleriyle gereken dikkati vermek, cesaretli, sabırlı olmak kadar, imkânları da iyi değerlendirmek gerekiyordu. Bir dost imkanı, bir insan ilişkisi büyük bir duyarlılık ve sorumlulukla, cesaretlice değerlendirilip mutlaka doğru karşılanmalıydı. Yani şimdiye kadar belki de savaş tarihinde hiçbir komuta kişiliğinin düşünmek bile istemediği bir askeri tarzı biz bu yıllarda müthiş uyguladık. Bunu teoriyi oldukça dikkate almakla birlikte, daha çok kendi içinde günlük olarak anı anına yenilgiye götüren tarzın önünü karşı tedbirlerle keserek, böylece sürekliliği ve gelişmeyi sağlama alan bir ordulaşma, bir eylemleşmeyle genel yönetimini, sevk ve idaresini üstlenerek biz yürüttük.

Bunu incelemiyorsunuz. Israrla bencil, bireyci tarzınızı hem de sevdalanmış olarak dayatmaktasınız. Bu yanlıştır. Komuta kişiliklerinizi adeta ezip geçiyorum, çünkü nedenler ve kanıtlar kendinizden vazgeçtiğinizi gösteriyor. Böyle komutan olmaz. En benim diyeniniz bile komuta çizgisinde ne kadar “ben iddialıyım ve şurayı düşüreceğim, burayı halledeceğim” diyebiliyor? En iyi yaptığı şey, kendisini benim üzerime yük diye atmasıdır. Bundan daha ötesini ortaya koyan var mı? Yıllardır savaşın içinde kalanların getirdiği ağır sorunlardır, çözüm yolları, çözüm olanakları değildir. Hiç hak etmediğim halde bütün sorunları biriktiriyor, üzerime atıyorsunuz. Burada artık normal bir yoldaşlık, komutanlık esprisi de yok. Altından çıkamadığınız için üzerimize atıyorsunuz, ama ben göğüslüyorum, kaçmıyorum. Yiğitlik kaçmamaktır, yiğitlik sorunu arttırmamaktır, yiğitlik sorunları ağırlaştırıp köylü kurnazlığıyla, demagojiyle sağa sola atmamaktır. Ama içinizde buna göre davranan kaç kişi var. Sorunları büyütmekten, altından çıkamaz durumlara girmekten ve demagojiyle çok keskin kurnazlıklarla sağı-solu uğraştırmaktan başka neler yapılıyor. İsterdim ki, askeri disiplin, siyasi olgunluk sizde de olsun, ama siz bundan kaçıyorsunuz.

15 Ağustos Atılımının gerçek bir komuta tarzı vardır; onu yakalayacaksınız.  Kendinizi gözü karaca dayatmakla beni kandıramazsınız. Düşünün, savaş alanlarından geliyorsunuz, bitiksiniz, halen benim savaş düzenimdeki düşünce uygulamalarını anlamaya çalışıyorsunuz ki onu da beceremiyorsunuz. Bu, sizde ciddi noksanlıkların yaşandığını ve yine çizginin, özellikle taktik önderlik ifadesinin uzağında olduğunuzu gösterir. Gerçekten “taktik önderlikte ben de varım” demek istiyorsanız, sadece ulusal kurtuluş siyaseti, onun askeri çizgisi demekle yetinmeyin. Bu da gerekli, ama daha çok bizzat önderlik tarafından uygulanan onun pratik tutumuna, yani taktik ifadesine ulaşmak istiyorsanız, tarzın yakıcılığını, yaratıcılığını esas almaktan başka çare yoktur. Bunun dışındaki her türlü yol yöntem ve kişilik tarzı dayatması acı bir yenilgiyi getirir. Zaten sayısız olarak da yenilmişsiniz. Dolayısıyla kendinize yapacağınız en büyük iyilik, önderlik ifadesinde sağlam konumu, yaratıcı konumu, yenilmeyen konumu mutlaka yakalamaktır. Bunu yakalayamayan, savaşa bir adım bile atmamalıdır.

Bu kadar şehidin huzurunda, tarihin böyle anlamlı bir gününde ikiyüzlü olmaya hiç gerek yok. Başarı esaslarına kendini tam verecek bir yüreğiniz, bir bilinciniz, bir örtülü kişiliğiniz varsa ve kendinizden eminseniz bizden görev isteyin. Olayın bu çerçevede olması gerektiğini bir an bile unutmayın. Göz ardı etmeyin. Şüphesiz bu amansız savaş yıllarının çok çarpıcı özellikleri, dersleri vardır. Sosyal yaşam üzerindeki etkilerinden bahsetmek istemiyorum. Yaşamın sizi nasıl olağanüstü kıldığını, muazzam zorluklara ve yoksulluklara rağmen en çarpıcı sürükleyici yaşamın sahibi olduğunuzu da söyleyebilirim. Düşünün, sömürgecilik emperyalizm her şeyini sunuyor ve “gelin biz sizi bedavadan yaşatacağız” diyor. Ama buna rağmen biz bu savaşın inanıcını ve o görkemli özgürlük düzeyini bu orduda, bu halkta müthiş geliştiriyoruz. Demek ki, özgür yaşamı çarpıcı bir biçimde ortaya koyanlar, savaşın sürükleyiciliğini amaca bağlarlar ve tüm engellemeleri, dayatmaları boşa çıkarabilirler.

Boşuna özgürlük savaşı demiyoruz ve bu bağları ağzımızdan çıkarmadık. Bütün utanç verici sömürgecilik statülerini, bütün gericilik zincirlerini parçalaya parçalaya ve bunu yüreğinizde duya duya, ilmik ilmik özgürlüğü dokuya dokuya göstermekle sizi bu savaşta sürüklüyorum. Öyle kaba anlamda sizi silahlandırdık, yedirdik, içirdik ve savaştırıyoruz demiyorum. Sizi tek bir gerekçeyle savaştırıyorum. Bu halkı savaşa kaldırıyorum.  Büyük sosyalist yurtsever Ho Şi Minh’in de dediği gibi,  özgürlük hayattaki en değerli nesne olduğu için ve bunu kendi somutumuzda özgün çabalarımızla kanıtladığımız için bu taşlaşmış halkı, beyin ve yürekleri büyük bir alışkanlığa, dünyaya bile meydan okuyacak bir özgürlük savaşına itiyoruz. Bundan çıkarabileceğiniz en önemli bir ders, “özgürlük çok değerlidir, özgür yaşam çok değerlidir, gerekirse onun için en zorlu bir savaşı da verebiliriz” olmalıdır. İşte biz bunu kanıtladık. Değerli bir komutanın, bu savaşı sürüklemek, başarmak isteyenin kişiliğinde ilk yansıtacağı şey budur ve “ben özgürlük timsaliyim, ben özgürlük fedaisiyim, ben özgürlük tutkunuyum, her şeyimi onun için veriyorum” dediğinde o kişi komutan olur, halk önderi olur, sürükler ve başarır. Sonuç olarak biz istedik ki; düşmanın insanlık dışı kirli savaşını bize karşı sürdürmemesi için, son derece insani bir savaş tarzıyla karşılık verelim. Düşman bunu anlarsa çok iyi olur, eğer anlamazsa her zamankinden daha iyi görmeli ki, bu savaşı bundan sonra daha başarılı götürebiliriz. Bu yakıcı dersler içinde 14. savaşım yılı belki de bütün yılların toplamından daha değerli, kazanımlı bir yıl olacaktır. Açıkça belirteyim ki, artık bundan sonra ölüm de kar etmez. Hiç bir kayıp, bu savaşımın başarıyla gelişmesini önleyemez. Aldığımız büyük tedbirlerle önümüzdeki yılları da böyle kurtaracağız.

Ben neden bu kadar rahatım, çünkü yılları kurtardığımı çok iyi biliyorum. Bu durumda benim ölüp ölmemem bir hiçtir. Çok iyi biliyorum ki, artık tarih tarihtir, mücadele geriye döndürülemez, özgürlükte özgürlüktür hiç kimse kolay elden alamaz. Bu halktan herhangi bir insanımız bile sıradan bir etkinlikle bu mücadeleye sahip çıksa bu savaş yürür ve başarır. Bunun için şunu diyorum ki, artık dayattığınız bu savaş beyhudedir. Daha fazla kaybetmek istemiyorsanız, gelin bu işin daha uygar, siyasal yollarıyla hesaplaşalım ve herkese hakkını verelim. Bu da bizim savaştaki üstün bir yanımızdır. Öyle çok istediğimiz için değil, çok gerekli olduğu için savaştığımızı söylüyorum.

Siyasetten kopuk, neredeyse vahşiliğe kadar götüren bir savaştan yana değiliz. Yaşam için mutlaka gerekli olduğundan bu savaşı kabul ettim ve sorumluluğunu buraya kadar getirdim. Bu savaş insanlık için, özgürlük için, mutlaka yaşamamız içindi. Başka hiçbir şey beni ne savaştırabilirdi, ne de bu güne kadar getirebilirdi. Umarım düşman bu gerçeği artık biraz anlamıştır ve bu 14. savaş yılı bir sonuç, bir final yılı olur. Olmazsa ne olur; olmazsa savaş yine yürütülür, zaten ben hücrelerime kadar mücadele kesilmişim. Bana göre en mukaddes şeyler bile savaşta anlamlıdır. Eskiden kollarımı, bacaklarımı ve beynimi savaş için çalıştırırdım. Bundan sonra bütün hücrelerimi, bütün güdülerimi savaş için ayaklandıracağım ve bunu yapabilecek gücüm de var. Kendi sorumluluğumu bu kadar iyi idrak ediyorum, yaptığım sadece bunun basit bir uygulamasıdır. Daha fazlası bundan sonra neden yapılmasın, bu bir tehdit değil, makul yolu göstermek içindir.

Ayrıca halkımız da oldukça bencil ve yoksul bırakılmış. Biz nasıl ki, bu halkı ustalıkla bu savaşımın içine çektiysek, bundan sonra da onlara müthiş kazandıracağız. Çünkü bunun başka çaresi yok. Çok eleştirmemize rağmen, halkımıza layık olanı önlerine koyduğumuz için bu halkın durdurulması artık imkânsızdır. Ben halka talepte bile bulunmuyorum. Çünkü benim savaş ölçülerime göre halkımız her şeyi veriyor. Benim eleştirilerim daha çok bizzat partimizin öncülük gücüne ve onun ordulaşmasındaki komuta yapısınadır. Savaşçılarımızı da eleştirmiyorum, onların eksik olan yönü PKK’nin öncülük tarzını az çok uygulayamamalarıdır. Aslında cesaret ve fedakârlıkta dünyada üstlerine yoktur, ama noksanlık yine noksanlıktır. Öncülük tarzıyla kendi savaşçılıklarını birleştiremezlerse boşa çıkarlar. En büyük üzüntüm budur.

Komuta tarzını çok eleştirdim, çözdüm ve komutayı biraz belirlemeye çalışıyorum. Bizde geçerli olacak, başarılı olacak komuta budur. Hiç kimseyi hiç bir gerekçeyle anlamıyorsan savaşçılık yap, sempatizanlık yap daha değerlidir. Ama komutanlığa da soyunuyorsan bu büyük bir iştir ve bunun büyüklüğünü mutlaka temsil et. Savaşı buraya kadar getirdik, eğer gereklerine en azından bu çerçevede bağlı kalınırsa bu iş dört dörtlük gidecektir ve başarısı da kesin olacaktır. Bu temelde hem inanıyor, hem iddia ediyor, hem de büyük bir inatla vurguluyorum ki; talihsizlikler her zaman olabilir, ancak bu söze bu çerçevede bağlı kalanlar için, bütün savaşma imkânlarını başarıyla vermek kadar onun bütün çözüm yollarına da kapıyı açık bırakıyoruz. Savaşı nereden nereye getirdiğimiz ortadayken, siyaseti de ne derecede uygulayabileceğimiz ortadadır. Siyasi savaşımın en büyük ustası kesilmek, bizim için hiç sorun değil. Hem de bunu herkesin menfaatine ve yararına göre uygulayacağım.

Demek ki savaşın felsefesine, yasalarına, siyasetine bağlanırsanız sorun kalmaz. Sıkıntılar hepimiz için var, savaşın kendisi bir zor olayıdır. Zor olayıdır ki çözüme getiriyor. Kolay varsa tenezzül etmeyin, yanlıştır ve yanlışa götürür. Zorlu yaşamı, zorlu çabayı esas alın ki sizi bir çözüm gücüne götürsün. Kolay neredeyse oradan kaçın. Komutanlık kolay değildir. Savaşın boşluğundan yararlanmak kolaylık değildir, orada felaket vardır. Bu nedenle savaşta zor olanı seçin, ama onun bütün gereklerini yerine getirerek yürüyün. Böyle yaparsanız sizin için de çarpıcı başarılar işten bile değildir.

Bütün bunları yine göz önüne getirerek belirtebiliriz ki, biz bu eleştirilerle birlikte 15 Ağustos Atılımının bu amansız yıllarını tarihe yaraşır bir biçimde karşılayarak, inkar edilen tarihi kendimiz için özgürlük tarihi yaparak, talihsizliği büyük talih haline getirerek, karartılmış geleceğimizi büyük bir aydınlığa dönüştürerek büyük bir adımı attık. Aslında zafer çok uzak değil. Bu yolda doğruca, olgunca yürürsek o da gelecektir. Yeter ki bu temelde söylenenlere dikkat edilsin. Partimizin bütün karargâhlarına, her sahada çalışanlarına verdiğimiz ölçülere biraz dikkat edilsin. Çok iyi fark ediyorsunuz ki, onun sınırlı uygulanışı bile başarıyı peşi sıra getirecektir, getirmiştir, nihai zaferi de getirecektir.

Ben bu temelde 15 Ağustos Atılımının tüm şehitlerini büyük bir saygıyla anıyorum. Onun bütün zorluklarına katlanmış halkımın da daha fazla çabayla kendisini gerçekleştirmesini, tüm zorluklara karşı verdiği destek ve dayanışmayı bizzat kendi savaşına daha fazla vermesini önemle belirtiyorum. Değerli PKK’li, ARGK’li savaşçıların da çabalarını küçümsememekle birlikte asıl anlamlı parti savaşımının, ordu savaşımının bundan sonra önemle gelişmesi gerektiğini, başarıyı keskinleştirinceye kadar iddia, inat ve temponun gereklerini yerine getirmelerini önemle vurguluyorum. Hepinize bu temelde üstün başarılar diliyor, yine halkımıza, tüm dostlarımıza sevgi ve selamlarımı sunuyorum.

 

ÖZGÜRLÜĞE GÖZÜNÜ DİKEMEYENİN GÜCÜ OLAMAZ

Ben kadınla yüreğim ve aklımla ilişkilendim.

15 AĞUSTOS ATILIMI BİR İNADIN BİR İNANCIN ATILIMIDIR -1

Bu savaş büyük düşünmenin ve büyük yüreğin savaşıdır.

15 AĞUTOS UMUDUN VE ZAFERİN BAŞLANGICIDIR

Özgürlükten, özgürlüğümüzden taviz vermeyeceğiz.

2017 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[[email protected]]