17/11/2017

TARİHİ VE KALICI BİR BARIŞ İÇİN TEK YOL ÖNDER APO’NUN ÖZGÜRLÜĞÜDÜR

Zira ‘tecrit’ söylemi, yaşanan esarete bir meşruluk kazandırıyor.

 

     

 

 

 

                                                     

Özgür DENİZ

 

Kürdistan halklarının özgürlük talebi ve mücadelesinin bütünsel ifadesi olarak “Önder APO’nun özgürlüğü”nü esas alan eylemlerin yoğunlaştığı bu dönemde, doğru bir dil yakalamak ve yaratıcı eylemler geliştirebilmenin önemi daha çok öne çıkıyor. Bu eksende özgürlüğü ve ‘İmralı Sistemi’nin ağırlaştırılarak sürdürüldüğü bu dönemde özgürlük kavramının nasıl ele alınması gerektiğini belirlemek bize doğru bir yaklaşım kazandıracaktır.

Özgürlük; düşüncenin kendisini sınırlayan bağlardan kurtarıp örgütleyerek ete kemiğe bürünmesi ve eylemsel bir ifadeye kavuşturulmasıdır; bu yönüyle düşüncenin esnek olması veya esnek bir zihniyet kazanması olarak da değerlendirilebilir. Buna göre, fiziki koşullar ne olursa olsun, insanın kendisini özgür bir şekilde inşa etmesi ve örgütlü kılması mümkündür. İmralı Sistemi’nde tutulan Önder Apo’nun durumu böyledir; Önder APO, her türlü detay düşünülerek tasarlanmış İmralı Sistemi’nde düşünsel olarak sonuna kadar özgürdür; her detay üzerinde inceden düşünülerek tasarlanmış bu sistemde kendini olumsuz etkileyebilecek her şeyden kurtarıp bağımsız düşünebiliyor ve fikirler ortaya koyabiliyor olmak, özgür olmak demektir. Fikirleriyle, tarihsel toplum ve felsefik yaklaşımlarıyla yeni ufuklar açıp halklar için bir özgürlük umudu olan; dogmalardan sıyrılarak düşüncede müthiş bir devinimi ve gelişimi yakalayan ve bu haliyle ‘özgür insan’ olmayı başaran Önder Apo’nun düşünsel gelişimi türlü baskılara rağmen engellenemiyor. Bunun en açık örneği, Önderliği uluslararası bir komployla esir alan güçler, Ortadoğu cenderesinde her gün kaybederken, Önder APO’nun özgürlük ve demokrasi çizgisinin gün geçtikçe gelişiyor, yayılıyor olmasıdır.

Düşünsel olarak esaret altına alınamayan ve düşünsel özgürlüğüyle halkların özgürlük ve demokrasi meşalesi olan Önder Apo’nun artık fiziksel olarak da özgür olması, Kürdistan, Türkiye ve Ortadoğu halkları için, ahlaki ve politik anlamda bir zaruret haline gelmiştir. İnsanlığa kapitalizm bataklığından çıkış yolunu gösteren fikirlerin sahibinin esaret altında tutulması, ahlaki açıdan büyük bir utancı, politik açıdan ise derin bir açmazı ve tıkanıklığı ifade ediyor. Bu yönüyle Önder Apo’nun hala esaret altında tutuluyor olması derin bir paradokstur. Bu, Apocu düşünce etrafında toplanıp mücadele edenler için de bir paradokstur ve artık bugün, dünden daha fazla kabul edilemez bir hal almıştır. Dolayısıyla Önder APO’nun artık fiziksel olarak da özgür olmasının zamanı gelip geçmiştir bile.

 İnsanlığın en büyük tutkusu, ilk toplumsallık ve bilmenin bilincine varıldığından beri, özgürlüktür, özgürlük arayışıdır. Bu arayış aslında sınırsızlık arayışıdır. İnsanın kendisinin farkına vararak arayışa çıkması ve evreni anlama çabasını özgürlük olarak değerlendirebiliriz. Bu yönüyle özgürlük asla sınırlandırılamaz. Her ne kadar sınırlandırılmak istense de, aslında bu mümkün değildir. İnsanlığın düşünsel gelişim seyrine baktığımızda özgürlük tutkusunun köreltilemediğini çok net bir şekilde görebiliyoruz. İşte Önder APO, insanlığın özgürlük arayışı boyunca ödediği bedellerin ve ulaştığı sonuçların çağımızdaki ifadesi oluyor. Önder APO’yu böyle, insanlığın özgürlük tutkusuyla yarattığı değerlerin bileşkesi olarak tanımlamak daha doğrudur. Bu yüzden Önder APO bir kişi olmaktan çok, Kürt halkının özgürlüğünün somut ve kurumsal ifadesi ve öncüsü oluyor. Genel açısından da insanlık değerlerinin tarih boyunca süzülmüş ve rafine olmuş halini ifade ediyor; örgütlenmiş, eylemleşmiş hakikatini ifade ediyor.

İnsanlık, tarihi özgürlük yürüyüşünde çok büyük bedeller ödedi, büyük onursal ve anıtsal değerler yarattı; bunda, özellikle Marksist geleneğin payı büyüktür. Ancak ulusal kurtuluş hareketleri ve sosyalist mücadeleler, insanlığın özgürlük yürüyüşüne büyük kazanımlar ortaya çıkarıp önemli bir miras bıraksalar da istenilen başarıyı elde edemediler. Kapitalist moderniteyle amansız mücadele etmelerine rağmen, sonuçta onun yedeğine düşmekten kendilerini kurtaramadılar, yeni bir sistem geliştiremediler. Bu noktada Önder APO’yu onlardan ayıran temel özellik, amaç ve araçlarıyla, tamamen farklı bir sistemi yaratıyor olmasıdır. Önder APO tarihte yaşanan tüm olumlu-olumsuz deneyimleri inceleyip olumlu yanları çağın ihtiyaç ve koşullarına göre sisteminin temel dayanakları haline getirdi, olumsuz yanları ise mahkûm edip dersler çıkardı. Bu yönüyle Önder APO insanlığa, kapitalist moderniteye karşı yeni bir yol açtı.

Uygarlık hastalığı, Ortadoğu’da doğup gelişti ve dünyaya yayıldı. Krizini de yine bu bölgede yaşıyor. Reformlarla bu krizi aşmaya, varlığını sürdürmeye çalışsa da bunlar kapitalist modernitenin yaşadığı krize çözüm olmak şöyle dursun, krizi daha fazla derinleştiriyor. Çünkü sistem dışına itilip horlananların artık yeni bir seçeneği var.  Ezilen halklar, inançlar, kadınlar, farklı kültürler  ve kapitalist sistemin sömürü- iktidar çarkına karşı  herkesin özgürce kendini ifade ettiği demokratik modernite çizgisi tarihsel derinliklere dayanan meşruiyetiyle  halkların özgür geleceğini muştuluyor. Bu, kapitalist modernite için bir tehlike yaratıyor. Dolayısıyla bu tehlikenin daha fazla büyümeden atlatılması gerekiyordu. Bu onlar için elzem bir hal almıştı –ki ‘Uluslararası Komplo’ bu mantık üzerinden gelişti. İmralı Sistemi de özü itibarıyla bu mantığın pervasız bir şekilde sürdürülmesinin ifadesi oldu. Böylece Önder APO şahsında halkların özgürlük eğilimi sınırlandırılmak istendi; Ortadoğu’da yaşanan bu krizden, özgürlük, demokrasi ve sosyalizm seçeneğinin zaferle çıkmaması için Önder APO esaret altına alındı. İmralı Sistemi’nin özeti budur.

Bu yüzden eğer bir barış olacaksa, halkların demokrasi ve özgürlük taleplerine cevap verecek bir ‘çözüm süreci’ yaşanacaksa, halklar için bunların tam aksini ifade eden İmralı Sistemi’nin derhal kaldırılması gerekmektedir. Zira barış, barışın bir tarafının özgürlükten mahrum bırakılarak yapılamaz. Barış, diyalektik olarak özgür bir ortamı zorunlu kılıyor. Bu yüzden Önder APO’nun kalıcı bir barış için rolünü oynayabilmesi için özgür olması gerekiyor, sınırsız iletişim imkânlarına sahip olması gerekiyor. Önder APO’nun istediği budur. Önder APO Türkiye’deki tüm farklı eğilimleri bu sürece katarak olası bir barışı kalıcılaştırmak istedi. İzleme Heyeti’nin oluşturulması talebi ve ısrarı bunun içindi. Önderliğin müzakere dediği de aslında budur. Ancak bunun için gerekli imkânlar ısrarla oluşturulmadı, oluşturulmuyor ve bu yüzden barış sürekli erteleniyor ve savaş gündeme geliyor. Bu bağlamda Kürt sorununun çözümünde gelinen nokta şudur: Muhatapların özgür müzakere koşulları oluşmadığı sürece barış beklentisi büyük bir yanılgıdır. Tarihte de benzer sorunların çözümünde böyle, yani taraflardan birinin esaret altında olduğu bir müzakere örneği yoktur.

Dolayısıyla Önder Apo’nun tutulduğu İmralı Sistemi’ni salt tecrit koşulları olarak görmek ve tecridin kaldırılmasını talep etmek oldukça sorunludur. Zira ‘tecrit’ söylemi, yaşanan esarete bir meşruluk kazandırıyor. Oysa uygulananlar gayri meşru, insanlık dışı bir uygulamadır, o nedenle adının da doğru konulması gerekir. Dolayısıyla bu dilin dayandığı zihinsel yaklaşım da, bu zihinsel yaklaşımın ifadesi olan eylemlilikler de sorunludur. Bunun için tecrit, sorunun çözümü için başvurulacak bir kavram değildir. Sorun, kapitalist modernite karşısında insanlığın çıkış yolunu temsil eden Önder APO’nun esaret altına alınıp etkisizleştirilmek istendiği İMRALI SİSTEMİ’dir. Bu sistemi tecritle izah etmek yanılgılı bir yaklaşımdır. Önder APO’nun ailesiyle, avukatlarıyla ve bazı heyetlerle düzenli olarak görüşebilmesi, İmralı Sistemi’ni işlevsiz hale mi getirecek? Bunlarla çözüm ve barış mı gelecek? Hayır! İşte tam da bu noktada yaşanan vahim yanılgı budur.

Kürt legal hareketinin “tecrit” söylemini terk etmesi ve durumu doğru tanımlayıp Önder APO’nun özgürlüğüne odaklanmasıyla bu yanılgılı yaklaşımdan vazgeçmesi gerekiyor. Çünkü barış ancak İmralı Sistemi’nin aşılıp Önder APO’nun özgürleştirilmesiyle mümkündür. Diğer yaklaşımlar sorunlu olmakla birlikte sistemin kendini devam ettirmesi anlamına gelir. ‘Tecride son verilsin’ söylemiyle yapılan açıklamalar ve eylemler yerine, Önderliğin özgürlüğünü hedefleyen bir dil, örgütlenme ve eylem anlayışıyla hareket edilmesiyle, barışa kapı aralamak mümkün olacaktır. Bunun dışındaki yaklaşımlar, mevcut durumu kabullenme ve Kürt halkını mevcut duruma alıştırmaktan öte bir rol oynamayacaktır. Artık çok net bir ifadeyle İmralı Sistemi’yle yaşamayı reddetmek ve Önder APO’yu özgürleştirmeyi hedeflemek, buna göre örgütlenip eyleme geçmek gerekiyor. Köklü, sağlam bir barış isteniyorsa, bunun için Önder APO’nun özgürlüğü istenmelidir. Dolayısıyla İmralı Sistemi’nin aslında kabulü anlamına gelen -komplocu güçlerin 17 yıldır dil ve zihinde yarattıkları tahribatın yansıması olan- ‘tecrit’ söylemini terk etmek, bunun yerine İmralı Sistemi’nin kaldırılıp Önder APO’nun özgürleştirilmesini geniş bir örgütsel zemin üzerinden güçlü, kitlesel bir eylem çizgisiyle istemek, doğru yaklaşım olacaktır.

Bu yaklaşım, Türk devletinin Medya Savunma Alanları’na yönelik kapsamlı hava saldırılarının gerçekleştirildiği ve barış seçeneğinin iyice silikleştiği bugünlerde, AKP-DAİŞ çizgisinin faşist saldırılarını püskürtme ve kendini savunmanın da gereğidir. Zira Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şizofrenik ruh haliyle Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu halklarını savaşa sürüklemek istediği bir süreç yaşıyoruz. Suruç’ta sosyalist gençlerin DAİŞ eliyle katledilmesi, Medya Savunma Alanları’na yapılan kapsamlı hava saldırıları ve gün geçtikçe artan gözaltı ve tutuklamaların yapıldığı siyasi soykırım operasyonları, Türk devletinin bir kez daha topyekûn savaş kararı verdiğini ortaya koymuştur. Tüm bunlara karşı Önder APO çizgisinde mücadele etmenin doğru formülü, Önder APO’nun özgürlüğünü hedefleyen, böylece anlamlı bir müzakerenin koşullarını sağlayarak kalıcı barışı isteyen radikal bir eylem hattına girmektir. Tarihin tüm insani, özgürlük ve demokratik değerlerine en anlamlı cevap, Önder APO’nun özgürlüğü eksenli geniş cepheli mücadeleyi radikal şekilde derinleştirmek olur.

 

Demokratik Uygarlık Arayışları; Peygamberlik Geleneği – 2

Tufan hikayesi, son buzul döneminin etkisinde olan bir hikâyedir, iktidarın beğenmediklerinin üstüne tufan gibi gitme bilinci var ve ...

Demokratik Uygarlık Arayışları; Peygamberlik Geleneği – 1

Urfa, Harran, Kudüs, Mekke, gibi yerler peygamberlik merkezleri olarak bilinir. Buralar farklı arayışların, yani etnisitenin ölmediği

9 Ocak Paris Katliamı ve TC-Fransa ittifakı

Paris katliamı kadınlarda, gençlikte bir bütün Kürt halkında öfke yarattı. Gösterilen mücadele tavrı, kırılma değil

2017 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[[email protected]]