19/11/2017

SAVAŞIN BİÇİMİ VE YOĞUNLUĞU KAZANANI BELİRLEYECEK

Doğrusu şu: AKP sadece savaş ile ayakta kalabilen bir hükümet biçimidir. Savaşın dışında bir yaşam sürdüremez.

 

 

 

 

 

Umut Simurg


      AKP için durmadan yaptığımız: ‘’savaşa girerse, kendi kendini bitirir’’ tezini terk etmemiz gerekiyor. Hep AKP’yi bir normalleşme hükümeti olarak görme yanılgısı yada algısı bu tezin temel psikolojik varsayımıdır. Anlaşılıyor ki; AKP, algı oluşturma konusundaki en büyük meharetini daha kurulurken ve en çok bu konuda ortaya koymuş ve yıllardır en büyük muhaliflerini bile bu konuda ikna etmişe benziyor. Bu tezi çürüten onca karşı gerçeğe rağmen hala savunmak ideolojik bir mücadele konusudur. Bunca yıllık tecrübenin ardından doğru tespiti yapmak hem bilimsellik adına hem doğru bir mücadele adına bir zorunluluktur.

AKP Kürdistan’da savaşın olmadığı bir dönemde hükümet oldu. Doğru ama aynı dönem, tam da Ortadoğu’ya ABD müdahalesinin tarihteki en kapsamlı halini aldığı dönemdir. Tam da bu noktada AKP, savaşı yumuşatan bir savaş hamlesi olarak devreye giriyor. Yani AKP barış ve ağır savaşa dayanamaz ama kontrollü bir savaş AKP’nin standart yaşam alanıdır. Biyolojide habitat denen yaşam alanı, isterse milyonlarla insan hayatını kaybetsin, AKP için kontrollü savaşın olduğu zaman ve mekan aralığıdır. Zaten 2002’den günümüze kadar Ortadoğu’da yaşanan savaşta milyonlarca, Kürdistan ve Türkiye’de binlerce insan hayatını kaybetti ama AKP daha güçlenip, devletin içine iyice yerleşip, devleti kendine göre dizayn etti. İki temel başarısızlık noktası oldu, hala var: Ortadoğu’nun da dizaynına el atmak istemesi, bu konudaki başarısızlığı ve Kürdistan’da PKK’siz adım atabileceğini sanması, bunun için nerede Kürtlük adına bir kazanım varsa saldırması.

Her iki başarısızlıklarının araçları AKP’nin belirttiğimiz habitatının dışına sapmasıyla yoğun ilgi içinde. Ortadoğu’da yaşanan rejim değişikliklerinde daha tecrübeli olan batılı hegemonlar daha mutedil bir politika izlerken AKP savaşkan politikalar izledi. Libya, Suriye ve Filistin bunun en çok ayyuka çıktığı zamanlar oldu. Daha mutedil politikalar Türkiye’ye bir tür hakemlik ve çözümlerin hamiliği gibi son derece prestijli roller bahşedecekken AKP savaşçı bir politika ile kaybedene saldırayım yani celladın safında yer alayım derken her koşul altında kaybedene döndü. Mesela Kaddafi gitti ama Kaddafi’ye en çok saldıran (politik ve paramiliter güçlerle) Türkiye hiçbir kazanç sağlamadı; Mübarek konusunda hakeza aynı şey. En çok TC adına saldırı oldu Mübarek’e ama sonuçta Mübarek ile birlikte TC de Mısır’da kaybetti.

En son AKP Türkiye’sinin Suriye durumu tam bir komedi halini aldı. AKP’nin bifiil içinde yer aldığı ve Esat sonrası Suriye’nin en güçlü yönetim erkleri olarak gördüğü DAİŞ ve Cephet El Nusra tüm dünyada terör listelerine alındı, bu güçlere karşı uluslararası koalisyon kuruldu. Komik olan DAİŞ’e karşı kara operasyonunu TC’ye yaptırma projeleri koalisyon güçlerinin. AKP ne kadar süreceğini, yoğunluğunu bilmediği; sadece batılı güçlere ve eski dost oldukları DAİŞ’in kendilerine fazla zarar vermeyecekleri düşüncesine dayanarak böyle bir savaşa girmeye başladı. Anlaşılıyor ki AKP hiç ders çıkarmamış zaten böyle bir şansları da yok çünkü o dış politikanın ve neo-osmanlıcı saçma fikirlerin mimarlarından Davutoğlu artık başbakan.

AKP’nin diğer başarısız olduğu zaman ve mekan Kürdistan. Kendi yaşam çizgilerinin dışına iki kere çıktılar: biri 2011’de yürüttükleri daha yüksek yoğunluklu savaş, diğeri de 2013’te Önder Apo’nun başlattığı barış ve çözüm süreci. Her ikisi de AKP’nin yapısı ile son derece uyumsuz. Çözüm-barış süreci konusunda asla samimi olmadıkları su götürmez bir gerçek ama zaten samimiyetin ölçüsü AKP’nin kendini değiştirip dönüştürmesi olurdu ancak. Bu da AKP’nin yapısal değişimler geçirmesi ile kabil olurdu. Aksi takdirde, hem AKP kendisi gibi kalacak hem barış-çözüm sağlayacak demek safdillik olur.

Doğrusu şu: AKP sadece savaş ile ayakta kalabilen bir hükümet biçimidir. Savaşın dışında bir yaşam sürdüremez. Bu savaşçı-çete karakterini doğru analiz etmek gerekiyor. AKP savaşla ayakta kalıyor diyerek, o halde, her savaş onlara fayda sağlar, denebilir. Ki kimi liberallerin görüşleri buna dayanıyor, doğruluk payını teslim etmek gerekiyor. Ama savaşın biçimi-yoğunluğu burada belirleyici oluyor. Düşük yoğunluk onlara yarar sağlar ama daha yüksek yoğunluklu savaş ise AKP’nin asla kaldırabileceği bir savaş değildir, onu programlayanlar düşük yoğunluğa göre planladılar. Çünkü liberal islamın mücahit islamla dengesinde, Ortadoğu müdahalesi sonrası durumda hem kapitalizme, batı hegemonyasına entegrasyonu hem de batı savunması için tampon görevini biçmişlerdi AKP’ye. Tamamen savaş dışı bir yapı olarak kuramazlardı AKP’yi ama Ortadoğulu bir hükümetin tamamen savaşçı olmasına da göz yumamazlardı. Dolayısıyla söylediğimiz, düşük yoğunluklu savaşlarla hayatta kalabilen bir hükümet-iktidar biçimi açığa çıktı.  

AKP 24 Temmuz itibariyle bir savaş sürecini başlattı. Aslında savaşın başlama değil resmen ilan tarihi 24 Temmuz’dur. Savaş, Önder Apo ile görüşmelerin bittiği 5 Nisan’da başladı. Kürdistan’a yapılan son 17 yıllık her savaş hamlesi gibi önce tecrit başladı, ardından sıcak savaş. Zaten prensip olarak kabul etmeliyiz ki Önder Apo üzerine tecrit savaş durumudur. 24 Temmuz’la sıcak savaş başlamış oldu. Önce psikolojik üstünlük sağlamak için –kendi tabirleriyle- ‘birinci dalga’da yoğun hava bombardımanı yapıldı. Çok büyük bir savaş sürecine girildi algısı böylece kamuoyunda oluşturuldu. Biraz sonuç almak ve zayıflatmak isteyeceklerdir ikinci dalga dedikleri hamle ile ardından yavaş yavaş yoğunluğu düşürmeye çalışacaklar. AKP’nin savaştan beklentisini böyle bir savaş eğrisi karşılar. Eğrinin tepe noktası kentlere ve devlete yapılacak, ekonomisini ve sosyal hayatını felç edecek ciddi saldırılardır. Taban noktası ise ateşkestir ama asla barış değil. Bu çizgide yürütülecek savaş yada barış girişimleri AKP’yi güçlendirir. Önder Apo her seferinde her iki noktadan bu çizginin dışına çıkılmasını söylüyor. ‘’Ne savaşı ne barışı benim tarzımda yapıyorsunuz’’ derken kast ettiği de budur. Barış çizgisinde AKP’yi bitirecek tarzı tutturamadık şimdi savaşla bunu yapmayı önümüze koymak durumundayız. Bu savaş hamlesini de istediği çizgide yürütürse bir daha onu yok etmek çok daha zor olacaktır ama şimdi hemen başlangıçta bu çizgiyi kırmak çok önemlidir.

AKP’nin yaşadıklarından ders çıkaracağı yok Kuran’ın dediği gibi. Ama bizim de aynı şeyleri tekrarlama lüksümüz yok. AKP tarihinde yaptığı iki stratejik hatayı; yani dış politikada yoğunluğu daha yüksek bir savaş ve Kürdistan’da PKK ile savaş (Kürt sorununu artık kesinlikle ret ettiğinin ilanı), aynı anda tekrarlıyor. Bunu kaybedecekleri bir savaş biçimine dönüştürmek; ancak savaşın daha yoğun hale getirilmesi ile mümkündür. Savaşı Kürdistan dışında ve inşa ile iç içe yürütmek AKP’nin ömrünü birkaç aya kadar düşürür. Düşük yoğunluklu bir savaş ile AKP’yi bir erken seçime götürmekse sadece mevcut konumlarını güçlendirir.

Demokratik Uygarlık Arayışları; Peygamberlik Geleneği – 2

Tufan hikayesi, son buzul döneminin etkisinde olan bir hikâyedir, iktidarın beğenmediklerinin üstüne tufan gibi gitme bilinci var ve ...

Demokratik Uygarlık Arayışları; Peygamberlik Geleneği – 1

Urfa, Harran, Kudüs, Mekke, gibi yerler peygamberlik merkezleri olarak bilinir. Buralar farklı arayışların, yani etnisitenin ölmediği

9 Ocak Paris Katliamı ve TC-Fransa ittifakı

Paris katliamı kadınlarda, gençlikte bir bütün Kürt halkında öfke yarattı. Gösterilen mücadele tavrı, kırılma değil

2017 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[[email protected]]