26/03/2017

KİRLİ VE KARANLIK KONSEPTİN ÇETESİ DAİŞ VE LİDERİ ERDOĞAN…

Kadınlı erkekli 30 şehit. Pırıl pırıl beyinleri, sevgi yüklü yürekleri, demokrasi ve özgürlükler için bilenmiş iradeleri vardı.

 

 

 

 

 

 Enes PİR


 Ortadoğu halkları nice Nemrutlar, Firavunlar ve İmparatorlar gördü. Bu topraklar sayısız Haccaclar, Kuyucu Murat paşalar ve Hizb-i kontralar tanıdı. Tarifi imkansız zulümler ve acılar çekti. Mezarsız ölümler ve katliamlar yaşadı. Ancak hiç bir zaman teslim olmadı. Deccallara boyun eğmedi. Direniş geleneğini ve umudunu her dönem canlı tuttu. Bir çok kez Kürdistan, Mezopotamya ve Anadolu halkları, farklı renk ve inançlarda değişik zaman ve mekanlar da ortak fikirde buluşup, yürekte bir oldular. Zalimin zulmüne karşı saf tuttular. Baş koltukta, yürek avuçta meydanlara yürüdüler. İktidar-sermaye tekellerinin orduları ve çeteleriyle savaştılar. Kiralık katil sürülerine karşı canıyla, kanıyla, inancıyla direndiler. Hafızalardan silinmeyen destanlar yazdılar. Dillerden düşmeyen efsaneler, şarkılarda söylenen kahramanlar yarattılar.

Özgürlük aşkı, demokrasi tutkusu, barış ve kardeşlik arzusu  hep yaşadı. Canlı tarih hep tanık oldu bu sevdaya. Dehaklar, Kayzerler ve Tiranlar, bu sevgi dolu hayatı bilemezler. Hakikat yoluna düşmandır onlar. Bu kavramlarla düzenlenmiş yaşam, onların tükenişi ve yok oluşudur. Özellikle kadının irade olduğu, genç erkekle birlikte devrime ve hayata öncülük ettiği  zaman, eril zihniyetin, iktidar ve devlet odağının çılgınlaştığı “AN” dır. İşte Pırsus’ ta yapılan canilik, bu histerinin ifadesidir. 30 özge canın, devrimci civanın katledilmesi, 100’ den fazla demokrat-sosyalist gencin yaralanması olayıdır.  Bir vahşet tablosudur yaşanan. Beynin, yüreğin ve iradenin bileşkesi olarak, halkların birliği ve kardeşliğinin ifadesiydi bu genç erkek ve kadınlar. Erdoğan ve şürekası, AKP ve çeteleri, İktidar ve devlet odakları bu dayanışma ve ortak ruh karşısında korkup, ürktüler. Ortalığı kan deryasına çevirdiler. Kadınlı erkekli 30 şehit. Pırıl pırıl beyinleri, sevgi yüklü yürekleri, demokrasi ve özgürlükler için bilenmiş iradeleri vardı. Savaş baronları ve cellatlarının hedefi oldular. Onların şahsında Kürdistan ve Anadolu halklarının umutları, iradeleri ve yaşam sevinçleri tüketilmek istendi. TC’nin sicili ve tarihi bu tür olaylarla kirlidir. Son 13 yılın katliam ve iğrençliklerinin baş aktörü ise; Erdoğan ile AKP çeteleridir. Ve son marifetleri olarak, kanla resmettikleri bir tablo var karşımızda. Bu tabloda imalar, örtük mesajlar ve göndermeler yoktur. Tahminlere yer bırakılmamış. Varsayımlara açık tutulmamış. Olasılıklara kapalıdır. Analiz ve yorumlara aralık değildir.  Çünkü tüm bunlar, olay öncesi faillerce ele alınıp tartışılmış, netleştirilmiş ve kararlara dönüştürülmüştür. Önemli olan, tablodaki kararları doğru okumak. Amaç, hedef, strateji, taktik ve politikaları net görebilmektir. Çünkü cellatlar tüm bunları, sarih bir şekilde tabloya yazıp, resmetmişlerdir. Bu tabloyu tüm Kürdistan, Anadolu ve Mezopotamya halklarına ve topluluklarına göstererek, amaçlarını ve meramlarını ilan etmektedirler. Resmi doğru anlayabilmek için, öncelikle bu aşamanın evvelini iyi okumak gerekir.

a) Önder APO’nun yeni paradigma eksenli olarak, yıllarca azim ve ısrarla sürdürdüğü Demokratik çözüm ve onurlu barış-kardeşlik projesinin Türkiye ve ortadoğu halklarınca kabul görmesi. Ve Rojava devrimiyle de  gerçekleşerek, adım adım genelleşmesi.

 b) Uluslararası çete organizasyonu olan DAİŞ’e karşı, genelde Rojava, özelde Kobani direnişiyle Önder APO öncülüğünde Özgürlük hareketinin, tüm Ortadoğu’da meşruluk kazanıp, halkların umudu haline gelmesi. Saflarda buluşarak, Demokratik uluslar temelinde Ortadoğunun özgürlük ve demokrasi yolunda ivme kazanması.

 c) Bölgenin işbirlikçi, gerici devletleri ve hain yapılarıyla iktidar odaklarının maddi ve siyasi tüm desteklerine ragmen, Erdoğan ve AKP’nin,  7 Haziran seçiminde iktidarı kaybederek, politik yenilgiye uğramaları.

d) Kirli ve karanlık konseptin çetesi DAİŞ ve lideri Erdoğan, yenilgiler zinciri sonucu, Gré Spi’de hezimete uğraması. Askeri olarak tükenişin ve inişin hızlanması.

e) Uluslararası hegemonik güç ve sermaye odaklarının, GOP/BOP ekseninde başta Erdoğan ve AKP olmak üzere, Türkiye ve işbirlikçilerine verdikleri taşeronluk rolünün, Önder APO’nun düşünce ve çabalarıyla Özgürlük hareketinin direniş ve politikaları karşısında iflas etmiş olması. Önderlik çizgisi, politikası ve projesinin, Ortadoğu halkları nezdinde realite kazanması.

İşte bu baş döndürücü devrimsel gelişmeler DAİŞ çetesini, lideri Erdoğan’la birlikte, AKP ve şürekasını adeta tarumar etmiştir. 13 yıldır tüm destekçileriyle kurgulayıp yaşattıkları ve yaşadıkları yalan dünyanın temelleri çatırdayarak, duvarları devrilmeye başladı. Çünkü çimentosu yalan, harcı ise; komplo, entrika ve iftirayla karışmıştı. Kolonlar ve kirişler yıkılmaya başlayınca, tüm karanlık oyunlar ve gizli dolaplar, kirli ilişkiler ve hain ittifaklar, birer birer açığa çıktı.”Kral çıplak” misali her şey gözler önüne serildi. Son maskeler de tutmaz olup, yerlerde süründü. Bu realite karşısında çılgınlaşan DAİŞ başı Erdoğan ve AKP, aylardır açık savaşa hazırlanıyor. “Sınır” diye tanımladığı ulus-devlet hatlarına askeri yığınak yaparak, Özgürlük savaşçılarını kışkırtmaya, taciz ve saldırılarla savaşa çekmeye çalışmaktadır. Halkın toplu bulunduğu yerlerde de tahrip gücü yüksek bombaları, alçakça  patlatarak, hedef gözetip kurşun yağdırarak, halkı sindirip, teslim almak istemektedir. “Denize düşen yılana sarılır” misali, çürümüş özel savaş yöntemlerine, dört elle sarılmıştır. Nafile işler peşinde koşmaktadır. Suruç’ta yaptığı budur. Kalleşçe saldırmış, oluk oluk kan akıtmıştır. Kandan beslenen bir vampirdir. Gıdasını kandan almaktadır. Kan akmayınca, ölüm olmayınca ayakta duramayacaktır. Yalanları ve iftiraları sürdüremeyecektir. Tarih boyu zalimler, kan içiciler ve cellatlar hep böyle yaptılar. Sonuçta akıttıkları kan deryasında boğulup, gittiler.

13 yıldır yalanlarını dinlediğimiz Erdoğan ve AKP, en son çözüm sürecini de baltaladı. Önder APO’nun paradigmasını, direnişini ve emeklerini boşa çıkaracağı yanılgısındadır. ”Dolmabahçe mutabakatı yoktur, tanımıyorum” diyerek, kendi eli ve diliyle bitişini ve çöküşünü hızlandırmıştır. Savaş baronluğu ve  savaş çılgınlığıyla iktidarını sürdüreceğini, sarayında saltanatına devam edebileceği hayalindedir. Milliyetçilik yaparak, ırkçılığı sürdürerek, şovenizmi körükleyerek halkların demokrasi, özgürlük ve onurlu barış ve kardeşlik mücadelesine engel olacağını zannetmektedir. Halbuki halkların saygılı birliği ve onurlu kardeşliği her gün daha da perçinlenmektedir. Mücadele safları sıklaşmaktadır. Devrim sahaları genişlemektedir. Kürt Halkının demokrasi ve özgürlük mücadelesi, Anadolu ve Mezopotamya halklarıyla buluşmuştur. Artık demokrasi ve özgürlük mücadelesi, tüm ezilen ve sömürülen halkların eylemine dönüşmüştür. Erdoğan ve şürekasının çirkin çabaları, iğrenç oyunları sonuç vermeyecektir. Son Amed, Ardahan vb. patlama-tarama katliamlarında görüldüğü gibi, Erdoğan ve AKP gerçekliğini açıkça ifade etmekte ve bumerang misali kendi iktidarını vurmaktadır. Pırsus katliamının cevabını halklar verecektir. Kendine insanım diyen herkes, bu planlı katliama tepkilenecektir. Hiç bir canlı vicdanı, buna duyarsız ve sessiz kalamaz.

Halk arasında bir söz vardır; “ne ekersen onu biçersin” diye. Suruç’ta patlayan bomba, sarayı çatırdatmıştır. Erdoğan ve AKP’nin gidişini hızlandırmıştır. Sarayın duvarları ardında kararlaştırılan ve planlanan katliamlar, sarayı sallamaktadır. Koridorlarında dolanıp, salonlarında cinnet geçiren Erdoğan, halkları teslim alamayacağını, demokrasi ve özgürlük mücadelesinin önüne geçemeyeceğini, ancak iktidarı ve sarayı kaybedince anlayacaktır.

Tarihe Pırsus vahşeti, Erdoğan cinneti olarak geçecek olan, Suruç katliamını tanımlayıp, tabloyu doğru okuyarak, senaryoyu anlayalım.

 Birincisi; Katiller ve tetikçileri bellidir. Erdoğan ve şürekası ile AKP güruhunun, başaşağı gidişinin başladığını iliklerine kadar hissetmelerinin hezeyanıdır.     

 İkincisi; Özgürlük hareketinin devrim yolunda ilerleyişini durdurmak. 80 yıllık inkar, imha ve asimilasyon politikalarını sürdürmek. Kürt Halkının binbir emek, bedel ve direnişlerle elde ettiği kazanımları ve mevzileri tasfiye etmek. Kürdü ve Kürdistan’ı statüsüz bırakmak.

 Üçüncüsü; Ağır bedellerle yaratılan ve yaşatılan ROJAVA devrimini yıkarak teslim almak ya da marjinal kılıp, tecrit altına alarak tüketmek. Kendi arka bahçesi haline getirmek.

 Dördüncüsü; Önder APO üzerinde tecrit uygulayarak, demokratik çözümü, onurlu barışı ve halkların kardeşliğini tasfiye etmek. Bu yoldaki emekleri, çabaları bertaraf etmek. Demokratik-ulus projesini boşa çıkarmak.

 Beşincisi; Reber APO’nun etkileyici ve örgütleyici gücünden korkulmakta, halklarla ilişkilenmesinden, sesinin duyulmasından ürkülmektedir. Özellikle düşüncelerinin halklara ulaşmasını engellemek için tecrit uygulanmaktadır.

 Altıncısı;  Kürt demokrasi ve özgürlük mücadelesinin, Anadolu devrimci demokratik ve sosyalist hareketlerle işçi ve emekçileriyle, halklarıyla özelliklede kadın ve gençlik yapılarıyla buluşmasını engellemek. Türkiye’de oluşan demokratik cephenin sindirilip, tasfiye edilmesini sağlamak.

 Yedincisi; Türkiye ve Kürdistan’ da siyasi krizler, sosyal kaoslar planlanmıştır. Bu senaryo üzerinden, seçim ve iktidar yenilgisini telafi ederek, tekrardan halkları oyalama ve kandırmaya devam etmek. İktidarını perçinleyecek devlet başkanlığı sistemini kaçınılmaz kılmak. Parçalanan itaat ve biat kültürünü yeniden tesis etmek.             

 “Korkunun ecele faydası yok “ derler. Bu coğrafyada nice saraylar yıkıldı, tapınaklar çöktü, tanrı krallar devrildi. Ama iktidar ve sermayenin karakteri budur. Çıldırasıya çılgınlıklar yapmak. İtaati ve sömürüyü baki kılmak. Tacı, tahtı ve asayı ebedileştirmek. Bu ise rüyalar aleminde dolaşmaktır. Simülasyonlar dünyasında gezinmektir.

 Açıkça görülen ve yapılanlar ise;  Erdoğan, AKP ve DAİŞ’in üçlü-ortak zihniyeti, dili ve eliyle doğruyla yanlışın, iyiyle kötünün, güzelle çirkinin ters-yüz edilmesidir. Bu da tıpkı kutsal kitaplarda ve semavi dinlerde anlatılan “ kıyamet günü”nün yaşanmasıdır. Deccalın zuhur ettiği, ordusunu kurduğu, karanlığı bayrak edindiği, zalimliği yol bellediği, aydınlığı düşman ilan ettiği zamanın hikayesidir. Kan oluk oluk akacak. Deccal ve yardakçıları bu akan kandan beslenecek ki, saltanatını sürdürsün. Sömürü, gasp ve talan ilelebed olsun. Adaletsizlik, haksızlık,baskı ve şiddet devam etsin.  Karanlık, kötülük ve çirkinlik hükümran olsun… Sanki hikayenin güncelleşmiş hali yaşanıyor.

Ezilenlerin daha da ezildiği, sömürülenlerin on kat daha sömürüldüğü, hırsızlığın ve yalanın marifet sayıldığı Erdoğan ve AKP iktidarında Ortadoğu kaosa sürüklenirken, cehennemin de kapıları ardına kadar  açılmıştır. DAİŞ cani çeteleri ve başkomutanları Erdoğan bu yolda hızla ilerlemektedir. Gözü dönmüş bir şekilde iktidar çılgınlığı içinde yola devam etmektedir. Çünkü maskeleri düşmüş, iktidarı sallanmış, yalanları açığa çıkıp para etmez olmuş. 7 Haziran seçimlerinde Önderlik paradigması ve demokratik cephenin sillesini yemiş ve yenilmiştir.  

İflas etmiş tüccar gibi, eski defterleri karıştırıyor. Paramparça olmuş, hiç bir hükmü kalmamış projeleri ve senaryoları, “temcit pilavı misali” ısıtıp ısıtıp tekrardan yeni bir şeymiş gibi piyasaya sürmektedir. Hiç bir kıymeti harbiyesi yok bunların. “Denize düşen yılana sarılır” derler. Zaten, Erdoğan  ve AKP başka yol bilmezler. Çünkü zihniyetleri, ideolojileri ve sınıf karakterleri demokrasiye, özgürlüklere, insan haklarına, evrensel hukuk değerlerine kapalıdır. Ve Kürt sorununu çözmeye, toplumsal vicdan taşımaya müsait değildir.

PEKİ, SİZİN ÇÖZÜMÜNÜZ NE?

Kendinize yakın gördüğünüz müttefik Türkiye’ye karşı ne zamana kadar sesiz kalacaksınız?

YENİ MÜCADELE DÖNEMİ VE ÖNCÜ KADRONUN ROLÜ

Hakikat algısındaki yanlışlık ve yanılgıdan kurtulmak, ne istediğini bilmek ve bunu bir bilinç, bir farkındalık yaratarak sürekli oluş halinde derinleştirmekle mümkündür.

KİRLİ VE KALLEŞÇE SAVAŞ YÜRÜTEN KİMDİR?

Bu zihniyet ve siyaset anlayışı sadece siyasetçileri değil, basını, aydınları ve yazarları da büyük çoğunlukla kendine benzetmiştir.

2017 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[[email protected]]